Aralık 18, 2013

gözlerin ne hoş ki; şimdi aklım başıma geldi.
deniz gördüm..
yelkenler fora oynamalıyım.

asla terk olunmayacak saat dilimleri içerilir..
-zihinde doğum sancısı var sanırım düşünlerin
iki büklüm kalıyorum çok kez-
ayakların ve mesela... ne güzel ayakların var.

ardına anlamalı düşecek bir kelime dökebilirim düye düşünüyorum ismin..
sahi ismin neydi?

Aralık 15, 2013

günce

-bir şekilde sabah olmuş..
geceden kalma başımı yastıktan alabildiğimde saat henüz çok erken bir vakti gösteriyordu. o kadar erkendi ki gözlerim inanamadı… belki tam açılmadı da bu yüzden, emin değilim.. ve bundan ötürü olsa gerek saati hatırlayamıyorum.. yok yok çok erkendir o kesin.. 
bir zaman sonra kalkmayı da başaramadık demek değil tabi buraya kadar kısmı.. 
kalktık... sonra unuttuk her bir şeyi güya programına dair.. evet evet bir güya programım var.. adını uygulanma akıbetinden aldı zamanla.. 
tik tak tiktak tiktiktiktikk tak...
adına yakışır bir 'güya program' uyumuyla vakit su gibi akıp geçip gitme vaktine gelmiştir artık.. -bir hışımla apar topar atıştır sonra bir hışımla fırla dışarı.. tam çıktım derken -bir şey mi eksik? sanki bi'şey mi unuttum ki.. ?? yok bu sefer değil sanırım.. yola devam. 
en sevdiğim yere geldik.. -mesai sabahlarımın vazgeçilmez adresi, alt geçit konser alanı -bu sefer ki parçamız ne olsun beğenirsiniz bu yaklaşık yirmi saniyeye sığdırılan sürede.. 'aldırma gönül aldırmaa...' takılmış dilime..
yaklaşık yirmi saniye.. -biraz hızlı mı yürüyorum ne?- yalnızken hızlı yürünür çoğu zaman evet.. üsten geçen araçlar senfonisiyle konserimiz son bulurken merdivenleri bir bir tırmanırken geri dönüp son bir kez duygu dolu gözlerle o mükemmeliyetin karanlığına doğru bir bakış atmıyorum tabi ki… -yeterince saçma zaten her şey- 
hehh sonra dur da dur belediye otobüsü bekle.. -her şey bunun içindi-

Aralık 13, 2013

-uyu!

bu gece neden bu kadar suskunsun.. -derdimin derininde demi buldum sonunda-
dudakların kurumuş.. -cümlem yine su- vucudumun yüzde tam olarak bilmem kaçını aşmış, fikrimin yüzde bir çok kısmı suya çalmış.. ufak ufak göletlerde yüzmeye çalışan veletler var.. -bu hiç konumuz değil- 

konumuz, konumumuzun yokluğuna paralel olarak "yok"-bu kadar basit bir durumun anlaşılınmayacak hiçbir kısmı yok evet- söyleceğini ağza tıkıp geveleme aşaması burası.. kaçmak için vaktin yok değil -gelmek için vaktin olmamış olsa ne mutlu olurmuş sana (farkettin!)-
yutağımda, yutkunurken hissettiğim bir sızı var ki o da sudan.. sudan sebeplere sığınıp sözü uzatıyorum ya gidecek yerim yok!

bir ürperişe tabir telaşında bir kelam aradım durdum.. yorulmuşum. -uyu!-

Aralık 11, 2013

kelimeler

kostümler geçirdim bir bir akabine harflerin.. yalanlar yakışırdı belki alınları ortasına(?) -vaz geçtim..
senden bir parça kalmasın kafi..
kelimeler seçtim… kelimeler seviştirdim kaçmak için.. ardın sıra yakarışa yakalandı bir kısmı.. kimine uçurumlar biçti kader..
bir 'c' mesela gördüm ki; uçurum kenarında bir 'm' ile bakışık kalakalmış…
nasıl bir bakıştır Allahım son bakış mı?
c üzerinden bir yaş süzülürken m bakakalmış.
damla düştü! ardından c… ardından m...
m mi? -kâh yaşı kâh c yi yakalama telaşında m.. düşüştüler ve bütün kelimeler yıkıldı. bütün harfler üşüştü bir uçurum bulup buluşturup…
düşüşlerle ölümler yakıştırdılar takıp takıştırıp..  ne vahşete mevzu oldu bu!
bir z dahi kalmadı zira. ses kalmadı..

başka bir gün -uçurumsuz bir başka gün- n'ler toplanmıştır belki de kim bilir(?)

Ekim 11, 2013

kafamda kurşunlar milyonluk bir ihtimalle çarpışır..
vurulur kurtuluş fikri..

kaçışın dimağımız işgali son buldu
nasıl da giyinip kuşanmış haspam!
yapay göle durdu..


Eylül 24, 2013

sohbet

bir sohbet odasına bağlanma aşaması(çabası):

bağlantı kurulması zaman aşımıyla sabır testine tabi tutan oda..
hem daha açılışta...
daha neler bekliyordur kim bilir?
ben bilmem...
neyse ki işsiz güçsüz bi adamın beklemekle ilgili pek şikayet hakkı olmuyor..
yoksa duruma bozulabilirdim biraz
yani hakkım olsaydı!
hakkım olsaydı demişken aklıma başka mevzular hucum etmiyor değil..
bu herangi birini ilgilendirir mi?
hiç sanmıyorum..
hiç sanmadığım durumlarda kalemimi kendime saklarım..
bu gitgellerim delirdiğimi düşündürtmesin..
ya da düşündürtsün..
zaten bi şekilde düşünürsünüz..
başta olsun..
daha sabır testinin sonunu dahi görmeden
...
sabırsız olduğum kanısına da varılabilr tabi
size kalmış bayım...


kurul kurul bağlantı
kuruttun be beni
rahatsız koltuğum
karnım gurul gurul
acıktım da denebilir ama değil
ben biraz aşıktım
üstümden bi geçti!
bayım, öyle böyle değil
ah ne madurum sahi
geceler boyu dahi
uyuyamıyorum horul horul


yok la sıkılmıyorum.. beyaz sayfa severlerdenim ben.. bir de bir şiiri anımsadım.. bir de "yağmuru dansa kaldıranlardanım ben"... şiiri de yazarım bi'ara.. şimdi yazmam bi anlam taşımaz die düşünedurmaktayım... zira görünen o ki bir boşluğa yazadurmaktayım... hayatta genel olarak şu sıra öle durmaktayım.. sorduk mu la diye deme.. dur dur deme öyle deme... sor ozman boş boş durana kadar.. ne gada içerledim la kendi kendime.. hahahaa sesli güldüm piç (inci sözlük deyişi)

heheey bu bağlantı benle kafa yapıyo la.. ha bi bu eeksikti.. bi de bişeyle ilgili bi espiri vardı yahu.. dur dur hatırlıcam şimdi... dubi.. budi... hogo... yugii... neydi yahu! heh buldum :) buda... buda vardır hani uzak doğu şeyi bi de buda gelri buda geçer vardır hani... hahahaa :D


tamam sıkıldım doğrusu başka bi yol bakma içinde olurum muhtemelen birazdan.. alınma he bağlantı..


hoop..
bu rengi severimdir hep he
deneme aşaması kelimesinin neden hoop olduğunun sorma sakın..

-ismail abi?
-hoop..
-naptınn?
-nasııl??
-ne yaptın yani??...
-hee... napim be.. aynı..
-oldu ozaman ben gideyim..
-nasıll?
-gideyim diyoruum..
-yok öle değil değill.. yani nası gideceksin?
-hee.. şurdan özel limüzinimin şöförüyle özell uçağıma.. ordan gideyim giderim diyorum..
-böhöhöhöööy.. senin ağzından çıkanın kulağına erişim yollarını ne yapcaz.. şu anda hiç bilememkteyim.. 
-ne diyim ben sanaa.. artıkk
-allasmarladık..
-nasıll?
-alaasmarladık de diyom.. allasmarladık.. hani gidiyonya limüzinin o şöferinle özel uçaknan..
-hee... oldu mademm... alaasmarladıık..
-hehaohooow...

buraya geldim mi? sahi burdayım mı?
yazınca gönder nasıl oluyor yahu? kafayı yedirttiniz he bağlantı!
bi de şu uyarı yazısını okuyamadım la allah sizi ne yapmasın... 
'sadece zeki kızlar okusun.' ne demek?... başta sadece kız alın la ozman erkek ne yapsın.. okumasın mı?.. erkeklerde okusun kardeşim... 

dışardayım la ozman.. ben mi beklemeliyim hep...


peki kabul daha genel düşünülrse ufak dünyevi problemler içindeyim.. ne derece olduğuna sen karar ver....!

Eylül 22, 2013

beyin kendine son hazırlamaktan aciz… 
duvarlar var.. 
arsız yükselen ketun duvarlar..
nasıl’lar boyu haykırışlar çaresiz… 
nesiller boyu süren bir dava..
kim bilir kaç sevda çiçeğinin boynunu güneşin aksine büktüren..
gölgeye… karanlığa.. 
sevda çiçekleri mağdur.. 
üzerine düşen damlaları mahmur yağmurun..
kalk git bütün kökleri göze alarak rüzgar..
rüzgara al götür yakarışları nafile.. 
fuzili’den kulağa hoş bir gazel
gitme diyen dil.. ses zamanını da tutturamayınca
gitme’ler nafile!

Eylül 08, 2013

Kelimeler, dökülmek istememden değil..
Adına satır büyütmeler,
sesine nakış işlemeler,
nefesine hasretlik beslemelerden değil.

Eylül 04, 2013

hödük

yakama çarpan soluğumun sesinden yaşadığımı anlıyorum.. hava mı kararmış?… akşam mı olmuş?... ışığı kim açtı?... uyudum mu? uyanmak mı bu? meğer vakitsiz uyuyunca ölür sanırmış insan.. vakitsiz sevip vakitsiz kopup gözlerinden üstüne bir de vakitsiz uyuyunca ölür sanırmış insan… bu kadar şey ne haddimeyse! değil mi?


soluğumun yakama vuran uğultusundan ve uğultuyla eş zamanlı inip kalkan göğüs kafesimden… kulağa vuran bir şarkı tınısından yaşadığımı anlıyorum… ne çok yaşam belirtisi içindeymişim meğer.. uyanıkken insan farkına varamıyor.. uyanır olmak gerekirmiş.

kalbim solukla eş zamanlı inip kalkan göğüs kafesimde sıkışmış gibi… sıkılmış da olabilir? bir memnuniyetsizliği var sanki bütün yaşam belirtileri içinde… hödük anlamaz ki yaşamın kendisi olduğunu! hödük sevgilim anlamadın hala değil mi?

eylül hüzün

izlediğim gördüğüm duyduğum her şey kalbime dokunuyor doğrusu… tamam bu geceden de bir şey istemiyorum… yalnız yarın sabah günaydınlaşsak yine. sadece birer kelimelik.
ne yaptın bütün gün…? merak zihne kurulu saat gibi… her dakika bir alarm! tik-tak tik-tak… donk! merak…. işte böyle..
ve eylül... hüzün. üstünden geçse de zaman, adı böyle kalacak bir başka anlam.. kalbim dahil her şeyi tutuyorum... bir kelimeyi yutkunurmuş gibi dilden dökülmeden....

bir 'sen'e tutunadurmak geçmek bilmiyor üzerimden.... belki birkaç yüz kez tekrar ededuran 'gözlerinden güneş çaldım' parçasıyla kim bilir ne tınılardan mahrum kalıyorumdur?
cümlelerdeki bir ben merkezlilik dikkat çekerdir belki.. yanlış! bendeki 'sen' merkezliliktir bu. 

'can kırıkları'nın anlam kazandığı zamandır eylül..
ve düşündükçe, eylül...; hiç bir hayata dair devam çabasının içinde değilim gibi... [hayata dair'den kasıt gelecek'tir.] olur da yolum düşerse, yalnız ufak bir çakıl taşı alıp denize sallıyorum gibi mesela; ardına bakmadan... gezindiğim kıyılar gelecek kaygısından uzak. ne yapıyorum bilmiyorum.. yarınım yok!(aşırı depresife bir paratez açıp aşırı depresif durumu gözler önüne seriyorum burada.) bu güçlü bir mecaz ve bir o kadar gerçek; yarına ait bir düşünce yok... amaç yok! kaç gibi uyanırım bilmiyorum... sabahın körü de olabilir, öğlenin sıcağa çalan bir saati de uyandığım... 'sen'e uyanışım olması gibi bir kesinlik var... oradan dahi göründü değil mi? ben nasıl 'sen' olmuş....

gözlerimden geçen karelere inanamazsın!... kimse böyle olacağını bilemezdi... birlikte paylaşılan anlar dersiz topsuz, fütursuz bir bir canlandı... alelade bir deyiş sanırdım 'gözde canlanma'yı ifade olarak... 
kelimeleri yaşıyorum... yalnız noktalar anlamsız... yok aslında genelde ve imlada anlamlı da burda sanki değil; hangi nokta cümlenin sonu, hangisi cümlenin bir öncesi kaçırdım bazen... bende şöyle anlam bulmuş olsun: nasıl hangi anın son olacağını bilemezsek ölüme dek (belki ölümden sonrasının da hangi aşamsının son olacağnı vs.?) hangi noktanın son bulduracağını bilemeyiz.. bilememeliyiz. alelade bir noktanın sonlandıracağından emin olunmamalı cümleyi ya da bir kelimeyi yalnız.... nokta neden virgül değildir ki? neden olmasın ki ayrıca?
tamam tamam susuyorm.. sıçtın, eylül. .

Eylül 02, 2013

I.
ağır işleyen zaman ağır...
kalbe sancı faslında zaman evet!
mantık aynı açısında...
bir yandan hayat verip
bir yandan hayat öldürür bazen!

II.
kafada birleşen anların sinir faslı...
kelimeler nasıl kısır?
yersiz yurtsuz bir nefes
yakalamaya çalıştığım.
sıçtığımın dar odacıklarında huzur
kapıdan düştü...
bir uçurumun uçu-rum-larına….
damdan düştü pat! umut
darma dağın.
aşkı tekme tokat
gönder indiği bacadan evet!
yeterince kalbe dar duvar.
bacadan düştü aşk...
uçu-rum-un karanlıklarına.
bir soğuk kapıdan bacadan...
cesaret buz tuttu
dona-durdu kelimeler...
dilden sen düştü….!
ne kadar süre daha normal bir cümle kuramayacağımı merak ediyordum doğrusu…; bu en iyi zombi filmidir heralde: sıcak kalpler…. bay R'nin iç sesini sevdim…
ve meraba eylül…; bu ay benim doğum günüm… doğdum mu öldüm mü bilemiyorum doğrusu!

Ağustos 31, 2013

yağmur…  her zamanki telaşında.. ve her zamanki huzurunda….
yağmur!
hadi sıkıysa kalbimden de söküp al ne varsa… ne duruyorsun ki akıp gidip.… önüne katıp gidip ne… ne gidiyorsun ki!


Ağustos 30, 2013

ey yar!

ey yar gelmeyi düşünmez misin?
apansız..
belki bütün gecelerdir
yollarında olan gözlerimi dahi şaşırtarak..

bir ahım kalır mı sende bendeki binlercesinden?
..ve yüz binlercesinden bir gün
gözlerini bana çok görmez misin?

ciğerim yandı feryadımdan..
sigaramda tütmez misin?

gül ki geçtiğin her yola boynun büker..
alamaz kendini çehrenden.
ben nasıl geçerim..
ben serden geçmeden bir kez bana gülmez misin?

devir devran mekan bilmez oldum
bana diyar olsan..
yüzünü göğsüme sürmez misin?

aşıklar nasıl aşık idi zati bilemezdim
aşktan da geçtim bana yaşamı bilmez misin?
uyku gözlerimde fazla görgülü misafirdi… varlığının kısalığını makbul görüp uykusuzluğa bırakan…. ve kırık yıl hatırı kalırdı gözlerine bir değimin evet… şimdi bilmiyorum dahi kaç kez içtim gözlerinin kahvesinden… üzerime kalan hatır borcunun haddi hesabı yok…. yokluğunu makbul görüp yok olmaya gitmeseydin eğer ömrüm kırkar yıllık hizmetinde idi çoktan….

Ağustos 29, 2013

Kelimeler bir gelip bir geçiyor doğrusu… cesaretimi o kadar mı kaybettim!? Kelimeler… gelip geçip… delip geçip kalbimi…. 

Öylece çaresizliğe bırakılmakta parmaklarım… kaleme yığılıp bırakılmakta yüreğim… yerinden sökülüp….

'martılar'ın en çok şurasını sevdim: Gözlerinden güneş çaldım… hep sana uyandım.

Ağustos 28, 2013

ne büyük yokluk kaldın ellerimde
ellerim yüzüme kapaklı..
saçların yok...

kokunla uyuduğum her an
kokunu duymayı umduğum
nice anlara kıyaslı...

ne büyük mutluluk varmış öyle
bütün yokluklar içinde..
sonumuzla son buldu.
mutluluk
yoklukta kaldı

kalk git diyorum
düşlerim peşi sıra...
faili meçhul kalsın aşkın
son buse bu..
sevgili dudaklarında saklı.


yokluğa alışmak iki sebepten ötürü kötü; yokluğa alışmak boşluğun ta kendisi ve yokluğun boşluğunda, ölmek bile anlamsız.. 'ölmek' kelime olarak neden şu sıra dilime dolandı bilmiyorum da... o denli depresif eğilimler içinde değilim'dir; içinde bulunduğum çemberin bir adım dışından bir bakıştır bu.. ziyadesiyle duruma sinir beslemek vardı oradan; çemberin dışı açısından.
evet herkesin acısı sevgisi kadar.... bütün gün bir yoklukla konuşmak deli işi... içinde bulunduğum, deli müsellesi!
düşününce çok anlamsız... bütün anlamların kilit noktası mı olmuş sevgi? hep öyle miymiş ki...?
sesin ne kadar soğuk, ne kadar uzak bir bilsen... en uzaktan bile bu denli üşütmedi.. hiç aklım ermedi, doğrusu aklıma gelmezdi de... ne mesafelere rağmen sıcak bir yuvamızmış iki kelam bir gülüşmek.. böyle işte; düşünüp durduğum düşün-dur'mece.... aklım bi'hayli benden uzak...

Ağustos 27, 2013

şimdi bi sigara yakmak var…  yada başını yastığa gömmek.. beyni daha oksijensiz kılmak daha mı iyi gelir? yok uykum kaçırılmamalı… şimdi gözkapaklarına yıkılıp uyumak var.. şimdi gözleri var asıl… gülünce daha büyük gülen… şimdi kolları var evim kadar huzur… şimdi kokusu… ya şimdi nefesi… ya şimdi elleri… dokunuşu…. ya da bırak şimdi... şimdi ölmek var!
Üşüyorum biliyor musun?
bilebilir misin?
içimin ürperişini.
Kalp yangınları aşk içindir
kalp sancıları da…
Ve kalp acımalarımı
Bilebilir misin?
Başımın boşluğunu
gökyüzünde..
Bulutlarımın dağınıklığını,
gecemin karanlığında ay ışığımı
bilebilir misin?
Sesim nasıl ürperik..
Sesini beklerken nasıl soğuk..
ve nasıl kor, sesin
bilebilir misin?

Ben bilememişim.

Ağustos 24, 2013

Sarho?

neyim ne deglim bilmiyorum.. Evet biraz sarhosum çok mu? Özlüyorum çok mu? Deger mi sebepsiz azrılıga?
Sen simdi kacinci uykunda kimbilir.. Ben kacinci ölümümde. Kaçinci ölümlerdn ölüm beğenisim.. Çok oldu biliyorum... Bilmiyorum aslinda da neyse... Cok mu oldu bilmiyorum...?? evet soru işaretlerim var... Neyse diye geciştirişlerim var.. Kacinçı ölümlerden ölüm beğenişimdi sahi.. Sarhoş yazmayı sevdim. Kimin umrunda da sevdim işte kime ne!? Tek problem idrar problemi, durduğu gibi durmuyor evet! Hiçbir ölüm de begenmedim aslinda.. Bütün ölümler aynı sonuca gider sonuçta... Ölüme... Ne hikmettir ki ölmüyorum da.. Her güneşle güne doğmuyorum da... Nefes alıp yaşam sürkilasyonunu sürdürüyorum sadece.. Evet satırlar bir ileri bir geri... Sarhoşum... Yokluğun bir bas dönmesi biliyorum.. Yaziyorum öyle işte boş boş...

Ağustos 23, 2013

sobe!

kafama sokmaya çabaladığım yalnız bir şey var.. böyle olması gerekti! kabullenmek he… laf ebeliği kolay tabi… laf sobelemek de! kabullen… sobe! 



Ağustos 21, 2013

eh sulhi!

boktan bir kabusun girdabında gibiyim.. yok yok kabusum girdap değil... kabusumla ben bir girdabız. içe gömülmemek için mecalim mi? hiç sorma! veciz sözler'in sulhi'sine tutuna durmaktan başka ne çare....


ikinci perde

henüz yirmi dört saat olmadı.. gün içinde akıldan geçenler şimdi akla hücum etse kafa yedirtirdi emin ol…deli düşünler dolusuyum. ona da en son bir karışıklık bıraktım:


ayrıca; nihayetin vesikası başlığı altındaki satırlar saçmalıktır… zira kabullenmek durumu vuku bulur bazen; onsuz yaşayamadığını görüp, yaşayabileceğini anlarsın… hem yaşar hem ölürsündür sonucuna götürür. yani ayrılığı kabullenmek hiçbir sonuca götürmez… teori eksik; istisnalar aşikar. aslında en sağlıklı seçenek kabullenmektir… hazmı kolay bir lokmadır demiyorum yalnız ayakta tutar hiç yoktan.


[ biraz farklı bir açıya indirgersek inanç her anlamda her şey… inancını kaybedince ileriye adım adarken başın geride kalır. başın geride kalırsa adım, ileriye atılmış gibiden ileri gidemez. ne fenadır bi'şeyin gibisine maruz kalmak. yaşadığın aşk gibi bir şeyse hiçbir şeyin içinde olmuşsundur… ya da yediğin elma gibi bir şeyse mesela vah ki elmadan mahrumsun… oturur be mideye o, kalırsın öyle ki vah! olur.:) ]



içinde bir yerlerde yolların kesişeceğine dair bir kıvılcım varsa bu nereye götürür bilemedim.. bilememekle birlikte üzerine düşmekten de alamadım kendimi. misal; malum hanım evlenmiş bi de çocuk sahibi olmuş bi de parklara gelmiş… bıdı şehrinin bıdıbıdı kentinin bıdıbıdıbıdı parkı burası. ağaçlık falan huzurlu bir ortam. malum hanım banka oturmuş bir göz ucu çocuğunun üzerinde... havada güneş yüzünü göstermeye nazlı, bulutların ardında kah görünüp kah kaybolma yarışında.. nerden yolum düştüyse, ben kalender yürüyorum tam o esnada… tam da ordan.. bir de ne göreyim yıllarla yüzü iyiden iyiye oturmuş haliyle malum hanım… yalnız hep akla hükmetmiş gözleri ele veriyor kendini….. hehh höddüdü böddüüdü bi'şey…. akıldan geçerken anlıktı... bir resim gibi geçti de gözümün önünden teferruatlar can sıktı afedersin… teferruatlar değil de esasen şimdi yazıya dökmek can sıktı… ayrıntıları ne hoş yoksa bir ben bilirim. bunu da:


Ağustos 20, 2013

aynen öyle

sabahtan bir şarkı tutturursun akşama lanetin olur..

ne varsa aklında, hatırında dök hadi… kus.… akla dolandıkça bulantılar olur bilirim düşünler.  düşün zehrini bana sor! nereye götürür kestiremem dahi artık… bir damla düşsün yeter…. bir damla düşün ırmak olurda hangi denize varır bilemem. halbuki deniz de bizim işimizdir… içimiz dışımız karadeniz.
magusa limanı da güzeldir.
aklıma gelmişken bir özür borcum bahsini açmak isterim… istersem açarım; bir takım kitap alış verişi döngüsünün dur-durak noktası oldum, özür dilerim… döngü durdu kitap alış verişinde kitap verme ertelenince. en sırtıma yük olan: hüzünbaz sevişmeler… yılmaz erdoğan kitabı. bana gönderilen ve göndereceğim kitaplarla geri göndermem gereken… bu ertelenmeye maruz kalış için özür dilerim. sözünün eri olamayan bir adam olmadım, umarım geri göndereceğim gün hatırlanırım… gönderilecek adres bildiğim yerdir herhalde hala, göndereceğim yer de kesin olsun hele göndereceğim söz….
bahsi gelmişken beni orhan veli'ye saran da bu kitap alış verişidir… gönderilen bir diğer kitap: orhan veli tüm şiirleri. sırf bu dahi kafi, borcum ne büyük bildiniz mi? yoksa ne mahrumiyetlerim olurdu… nerden bilirdim orhan veli neden?'lerini….

?
Neden liman diyince
Hatırıma direkler gelir
Ve açık deniz deyince yelken?

Mart diyince kedi,
Hak diyince işçi
Ve neden ihtiyar değirmenci
Allaha inanır düşünmeden?

Ve rüzgarlı havalarda
Yağmur iğri yağar?
 Orhan Veli, 1938

Ağustos 19, 2013

en güzel


en ayrılık şarkısıdır bu... iki sevgiliyi sevgisizliğe ayıran her ayrılığa gider doğrusu... ne de güzel gider.... her ayrılığa yakışır aşk bitti.... aşk hiç biter mi?....

en güzel zamanıdır ezginin günlüğünün, düşünsel git-gellerin kapanı anı. halbuki dün ne güzeldi.... sahi dün ne güzeldi? cevabı bende tabi ki; bardaktan boşanırcasına dökülen bir başka yağmura teslim olmak güzeldi... her yağmur baskınına anlam yüklemek güzeldi... en yoğun anların birinde yağmurun sırt üstü toprağa uzanmak güzeldi.... toprak olmak güzeldi... toprakken yüzüme düşen damlalardan gözlerimi yağmura açamamak güzeldi... yağmur olmak güzeldi.... bir daha ki sefere yanında gözlük bulundurmayı plan edinmek güzeldi....
bu gün hala güzel yağmur gerçi....

Ağustos 16, 2013

kolumu bağlı gördüm düşümde..
çaresizce
yapışık çaresiz bedenime.
yoktan bir sevdaya düştük de...
çaresizce,
sonu boktan bir sebep...
kolum kilit düşümde,
önüm sis!
düşüm gibi  gerçeğim de
kol aciz...
isyan dilsiz….

Ağustos 14, 2013

Şu kavga bitse dersin,
Acıkmasın dersin,
Yorulmasam dersin;
Çişim gelmese dersin,
Uykum gelmese dersin;

Ölsem desene!
Orhan Veli, 1950

neden?'ler

ne alışkanlıklarımız var tensel… ne özlemlerimiz.. iki dudak arası nefes mesafesi mutluluklar var.. hayatı buna bağlamak neden? neden olmasın ki ayrıca? hayat neden var? kendi tensel eşini bulmak için mi? beden ne denli eşdeğer amaç uğruna ruhla bir olunup bulundu dünyada? bedenin tensel eşini ruh da sever mi? tinsel de olur mu bedenin tensel  yarımı? o zaman mı bir bütün bulunmuş olur? o zaman dünyaya gönderilen her ruh-beden bir yarım mı? yarın bütün mü bir elma? bu gün iki tinsel-tensel eş yarım bir aradaysa?

Ağustos 13, 2013

mangan

daş ve yağmur bir şeyi anımsatır oldu:



tabi bir de ne demiş atalarımız: daş manganda adam harmanda ağırdır... boşa dememiş adam işidir mangan....

pencere

yaklaşık bir aydır oraya bakıyorum... değişen tek şey ışık ve bulutlar sadece. dünyaya gönderilen bedenler de böyle aslında… değişen tek şey ışık ve bulutları.


bir başka değişle; insanlığın uydurduğu bir mekaniğin farklı parçalarından anlara işaret eder bu kareler.. bir başka mekanik, tarihin ise hiç peşine düşmedim… zira hakikaten kısa vadede değişen tek şey ışık ve gökyüzü. uzun vadede ise ilaveten değişen yer örtüsü olurdu… o da bir diğer halkanın bir başka döngüsü… yine tarih gereksiz….

Ağustos 11, 2013

bir tebessümlük

yirmi beş gol ve bir çocuk mutluluk olabilir….
şampiyonlar ligi şık gol gösterimi seyrindeyken çocuk gelir… içeri girer ve tuvalet kapısına doğru yönelir..
-orası dolu yalnız..
çocuk bulunulan şık gol gösterimine ortak olarak bir sandalyenin kıyısına ilişir ve beklemeye koyulur… ve der ki:
-ne zaman çıkar.
-(eller açık omuzlar yukarı bir bilmem ifadesi) bana söylemedi..
'yuh be sen insan mısın?… nasıl gol yahu?...' gibi tepkiler çocuğun dikkatini çeker haliyle de bir süre sonra sıkılmış olacak ki çıkış kapısına yönelip çıkmaya koyulur…
-vaz mı geçtin?
çocuk:
-sonra gelirim..
ve sonra olunca çocuk gelir… der ki:
-çıkmadı mı daha
-yok, bi kapıyı tıklat istersen..
çocuk kapıyı tıklatır… ses yok..
-kapıyı arala bakim biraz.
çocuk kapıyı temkinle aralar...
-abi kimse yok..
-nasıl yok içeri bak.
-kimse yok abi…
çocuk içeri girer işini görüp çıkar… (alla alla yaa bakışı)
-..afedersin ben adam hala içerde sandım.

(cevap yok... çocuk gider...) ne yani gözümden kaçmış olamaz mı? ya da adamın gizli bir geçidi vardır içerde.. ya da ben kör oldum… koca adamı burnumun dibinden geçerken fark edemeyecek kadar. ama ışık açık, adam da kapatsaymış çıkarken… alla alla ya….

Ağustos 09, 2013

nihayetin vesikası

nihayetinde ayrılık iki sonuca götürür.. ya onsuz yaşayamadığını görürsün ya da onsuz da yaşayabileceğini anlarsın. yaşayamadığını görmek… yaşayamadığını anlamak değil… ya da yaşayamayacağını görmek değil. her an dan! diye kalbine düşer, ölürsün… yaşayamadığını görürsün… düşünemezsin. düşünürsen anlarsın… düşünebilirsen. düşünebiliyorsan yaşayabilmişsin demektir.. yaşayabiliyorsan bitmiştir…. düşünemedik…. biz düşünmeyi beceremedik….


I.
ayrılamayışımızın kaçıncı faslı..?
soluğun alabildiğine derin,
uykun seyrinde geziniyorum,
çayımı yudumluyorum bi yandan..
ışıltılar karartının derininde uzak.
bir de ben uzağım
yalnız, duyabildiğim soluğuna..
kapının eşiğindeyim, bak
bir adım düzayak karanlık
bir adım merdiven gerisin geriye
hiçbir ihtimalde yoksun
iyisi mi eşiğinde kalayım…
soluğunda…
soluğumda….

II.
gitme mi diyorsun..?
daha derinden bu sefer
çek nefesini
ve bir hışıltıda dile gelsin..
hi… gitme mi?

Ağustos 08, 2013

bir sersem

bazen insanların sosyal kahkahasına neden ortak olamadığımı düşünüyorum.. bu kadar komik gelen neydi? gözlerimi araladığımda farkına varamadım, belki araladığımdan sadece.. daha kocaman açmalıydım herhalde… neyse bir başka sefere.. neyse ki kahkaha olacak çok şey var insanlar için….

Ağustos 07, 2013

anneler anlar… evet gardım düşük anne. pes ettik.. havlu attık aşka….


ne... caramio mu? ah be zamanı mıydı şimdi? her şeyin onu hatırlatacağı aşikarlığında caramioyla başlamak şart mıydı? 'benim gibi' diyordu.. 'dışı sert içi dolgulu'….

-bunun duygu yüklü olması gerekiyordu. komik oldu.

örsüm

hoşça kal....  her şey karşılıklı bu kelimeye sığdırıldı kaldı…
nasıl oluyor daha bilmiyorum… yalnız saat 21.24'dü bunu biliyorum…. hazır mıydık ki buna?hazır olacağımız bir zaman olacak mıydı? yalnız beyin zonklamaları var şimdi… kaşlarımdan başlayıp enseye kadar bütünü saran…. günü, geceyi, ömrü nefessiz kılan yalnız bir kelime... hoşça kal….



biliyorum artık her satır şimdi daha bir anlam dolacak… onlar biliyor muydu dersin? hiçbir şey kaybetmeden kendinden böyle süregelmesi normal karşılanmamalı cephemde.. satırlar biliyor muydu…? yani kelimeler… nihayeti biliyor muydu? ne zaman farkına varıp da yüreğimin sancısını bin örs ağırlığınca iliklerimde hissederim bilmiyorum… şimdi yalnız ufak karıncalanmalar var. daha bir saat bile olmadı… daha soğumadı katlimizin yaraları… kendi elimizle sıkıca kavrayıp hiç beklemediğimiz bir anda indirdiğimiz hançerle işlenen.
(tarihin tekerrürü bu olsa gerek… hani bin örs ağırlığı!)

düşüncesiz mi davrandık severken.. düşün rengine kapıldık da…. şimdi şarkılara bırakmak kendini.. ne kadar kurtarır ki.. ne kadar tutar hayatta. düşümü kaybettim…. 

Ağustos 06, 2013

Dağ başındasın;
Derdin günün hasretlik;
Akşam olmuş,
Güneş batmış,
İçmeyip de ne halledeceksin?
Orhan Veli, 1942

çiş değil çise


günaydın.. 

gerçekten gün aydın.. gerçi günün Pazar olması dolayısıyla sen bu saatleri, bu saatlerde ben seni göremeyeceğiz de neyse… günaydın
 05.43

sevgi sözcükleri dilimizden düşüyor mu ne sevgilim… üşütme beni..
05.44

sabahın çisesini düşünüp fark ettim toprağın nemini. benim de gözümde cimlas olur… heralde bundan..
05.46

seni bütün gece düşünüp durup, durup düşünüp, durup uyanınca sabaha seninle çıktığıma şükrediyorum her sabah..
05.48

toprağa çise düşermiş de ondan… yoksa kaya kayadır her zaman. yumuşamak doğasına aykırı… ya kırar ya kırılır un ufak…


05.51


Ağustos 05, 2013

radyo yakalamaca

radyonun en iyi çektiği yeri adımladım
bir ile bir geri...
biraz sağ
tamam oldu işte.
şimdi şarkımız zamanı..
hala bizim şarkımız mı?
ben adım adım gelirken şarkımız mı değişmiş
bi' yabancı geldi..
spiker ekibi de bir Kapadokya dinleyicisi misafir etti şimdi..
ben de misafirim esasen
hem radyo hem şarkımız hem sen...
geldim geçiyorum konaklamaları olsa gerek..
şarkı armağanı adettendir ya
dinleyicimiz, Murat Kekilli tutturdu.. çaldı kara gözlüm..

kulak misafiri olup geçiyorum.. ayaklarım ağır çekti vah..!


Ağustos 03, 2013

gördüğüm, kördüğüm

 Zamanı neyle durdurdum da bilmiyorum.. Avareyim… şiir de yok. Suya yazılmak değil su olmak oldu aşk… inan daha kolay olurdu yazılmak olsaydı. Su her şey….
 Kalemim yere düştü… onlarca mecaz olabilir bu.. Yok ama yok düştü gerçekten… eğilmeye erindim de kaldı kendi bilinmezinde(benim bilinmezim gerçi… kaosa kadar gider bu böyle.). Neyse gözlerimi peşi sıra devirmeye bile yorgunum… kalem bilmez nasılsa alakasızlığımı… alakamdan bihaberliğinden biliyorum… mecaz bu.
 Cümle sonlarını tek noktalı bitirmek iyi fikirmiş.. Çok nokta düşün-dur'durup bulandırıyor zihni bende…. (Bugün sana gizli sorumun cevabının sen olduğunu söyleyecektim oysa…)

Sahi neden şiir yok?
Kapat gözlerini bi kere de..
Bi kerede de sevmeyi
Avuçlarından taşarcasına
Kollarını kocamana açan da
Sığdırmayan çocuk telaşında
İçin içine sığmazmış gibi….
Bak,
Bak bile demiyorum gözlerime….

Yokmuş neyse ki….

Ağustos 01, 2013

Böcekler

Düşünme,
Arzu et sade!
Bak, böceklerde öyle yapıyor.

….

Orhan Veli, 1941

sadece




Sadece gökyüzünü seçebildiğim bir köşe seçtim..
Ne bakıyorsun ki?
Tamam üstü kalsın
Umutlarımın hayat!
Kapıdan öylece çıkıp gitmeyi diliyorum..
Yalnız gökyüzü hep benimle
Gökyüzü cennet….

Temmuz 31, 2013

bir çalgı tutturmuşum



 Dudağıma yapıştı kaldı bir ıslık(Belki biraz hüznü çağrıştırır.. Gerçi bu çağrışımın sebebi de tizliktir kuvvetle ihtimal..)… dakikalar alabilir bu…. Dudağıma yapıştı diyorum ya ıslık dudaktan dökülür hani….
Kendimi toparlamam gerekeli çok oldu biliyorum.. Ne kadar dağınık kalmışlıktayım böyle… kafam bir oradan bir buradan çalmakta…. Gel bir de burdan çal!…. Yok yok bi standardı yakalamak gerek.



- İyi misin?
- Evet tabi…
- Yaşıyosun yani..
- Yaşıyo muyum? Bilmiyorum.. Bir saksı düşün odanın ortasında… ve içine kapatılmış toprak..
- ….
- Yaşıyorum evet.. Güneş doğuyo… güneş batıyo.. Sonra tekrar güneş doğuyo… batıyo…. Tekrar ve tekrar bi döngü seyrediyo böyle. Bazen yağmur yağıyo… yağmur iyidir… severim yağmuru… güneş çıkıyo… güneş batıyo…. Sonra tekrar batıyo güneş. Bazen güneş batınca yağmur yağıyo… o zaman da severim yağmuru… sonra tekrar güneş doğuyo…. İyim ben yani.. Olur da bi ot yeşerirse biri gelir yapraklarımı da siler belki.. Sonra bir arı bir çiçekten kopmuş polenin bana yolculuğuna vesile olur da belki çiçek büyürüm…. Ya da Ferudun Düzağaç'ı saran sarmaşık olurum kim bilir…. Sahi hayat neden şekil yapıyor!

31.07.2013; 19:37 




Sıcağından kora düşmüş ellerimiz birleşince,
Usul ve kendini bulmuş….
Rüzgara kapılmış bir sonbahar yaprağı
Süzülür yanağından tenin kıvrımlarına...
Tenin sıcağı üstüne kırağı düşmüş de ondan..
Zaman nasıl da soğukmuş…

Temmuz 30, 2013

fraktal?




 Nereden yol bulduğumu dahi hatırlamadığım tamamen tesadüfi bir düşüşten kaosa açılan kapının ardıdır bu.. Daha bi göz ününde bulundurmak düşüncesiyle aktarmak istedim… (bu süreçte birilerinin tesadüfü olabileceğimi de göz ardı etmiyorum tabi...)

 Birkaç yıl(!) arayla da olsa (Fraktaller(fractals) ve Kaos) yazarıyla yaklaşık şekilde karşılaştığım bir kelime 'fractal'… yalnız bir farkla; ne olduğunu bilmemekle birlikte bildiğim her hangi bir şeye de denilmiş bir şey değil gibi… bilmediğim bir şeyler çokmuş….
Bundan sonraki kısımlar bahsettiğim göz önünde bulundurma(hatırlatma) amacı gereği alıntı kesitlerinden oluşacak.. Yazarının gösterdiği bir çok kaynağa karşın benim tek kaynağım yazarının ta kendisi olacak(ilgilisi ordan gerekli bağlantıları kurabilir)…. Teşekkürler xxanadu(*)....

"Fraktal bilim adamlarınca gökyüzünde gördüğümüz, toprakta hissettiğimiz ve bedenlerimizin damarlarında ve sinirlerinde bulduğumuz kaos örüntülerine verilen addır."
….
"Doğal bir fraktalin klasik örneği bir sahil şeritidir. Mandelbrot fraktal fikriyle zarif bir şekilde basit, ama aynı zamanda şeytani bir şekilde karmaşık bir sorunun sorulduğu bir yazı vesilesi ile tanışmıştır: Büyük Britanya'’ın sahil şeridinin uzunluğu ne kadardır? Onun yanıtı kasosun görünüşüne harukulade garip bir anlık bakışlar vermişti."
….
"Hem doğanın, hem de insan şuurunun biçimlerinde var olması mümkün olan çok geniş bir fraktal kendiliğinden benzerlik dağılımı bulunmaktadır. Bazı fraktal biçimlerde –özel-likle bilgisayar ekranlarında matematiksel formüllerle üretilenlerde- kendiliğinden benzerlik bir dereceye kadar mekaniktir. Diğer fraktallerde-doğadaki ve sanattaki- kendi kendine benzerlik, bu tanıma baş kaldırırcasına farklı olan şeylerle bir arada bulunur."


30.07.2013; 03:51 


Bu Salvador Dali resmini fraktalın hologram ile benzerliğinden bahsedilmesi üzerine uygun gördüm... Alıntılarsak Hologram Teorisi şöyle ifade edilmiş:"Hologramın tek şaşırtıcı özelliği üç boyutlu oluşu değildir. Üzerine bir elma imgesi kaydedilmiş bir holografik film parçasını ikiye böler ve ve sonra parçaları lazerle aydınlatacak olursak, her iki yarının da elma imgesinin bütününü kapsamakta olduğunu görürüz! Bu yarım filmleri tekrar tekrar bölerek yine aynı işlemi yineleyecek olursak, bütün elma imgesinin en küçük parçanın üzerinde bile (parçalar ufaldıkça imgeler biraz flulaşmakla birlikte) yer aldığını görerek yeniden şaşırabiliriz. Normal fotoğrafların tersine, holografik bir film parçasının en ufak parçası, bütün üzerinde kaydedilmiş tüm bilgileri kapsamaktadır.”

.....

"Matematik paradoksun bir kısmını sergiler, psikoloji ise diğer tarafını. Şu an yaşam ne kadar kaotik ve rasgele görünürse görünsün, biz aynı zamanda onun temelini oluşturan bir düzen içerdiğini hissederiz. Yaratıcı uğraşlarla meşgul olan kişiler yeni biçimler yaratmak için çekirdekler ve yollar olarak şansı kullanırlar. Kazara dökülen tuhaf bir boya, bir konuşmanın kulak misafiri olunan bölümü, bir yol işaretinin görünüşü vb. olabilir. Şans olayları yaşamlarımızdaki daha derin bazı örüntülere dair ip uçları verebilir. Psikolog Carl Jung görünüşe göre bağlantısız, ama oldukça anlamlı raslantılara “eşzamanlılık” adını vermiş ve bu gizli örüntüleri okumaya istekli olmamız gerektiğini ileri sürmüştür."

Görünüşe göre bizim tesadüf olarak nitelendirdiğimizi bilim insanları 'eşzamanlılık' olarak görmüş... Tesadüf? Belki de tesadüf diye bir şey de yok.... Evrenin bir matematik sistemi içinde kurulu ağ sarmallarıyla planını yürüttüğü düşüncesi ise akıllara zarar noktalara götürür mü aklı bilemiyorum...

“Bugün geriye dönüp baktığımızda, Doğa'nın sembolik dili olarak gördüğümüz sayıların etkisini, o asla bozulmayan analojiyi görür ve sorarız: Dünya neden böyle ve Doğa'nın işleyişini çözmemizi ve öngörmemizi sağlayan matematiğin şu ilginç dili neyin nesi? Kısacası, onu biz mi icat ettik yoksa keşfettiğimiz bir şeyin parçasımıydı? Eğer onu keşfettiysek, bu onun bizden bağımsız olarak varolduğu anlamına mı geliyor? Eğer böyleyse nerede varoluyor? Kesinlikle içinde yaşadığımız zaman ve mekanda değil, çünkü onlar aynı matematik tarafından tanımlanabiliyor. Ama eğer başka bir alanda varoluyorsa, biz diğer matematiksel biçimler dünyasıyla nasıl oluyorda temas kuruyoruz?”*(Gökteki Pi, Saymak, Düşünmek ve Olmak, John D. Barrow, Beyaz Yayınları.)

 30.07.2013; 11:33

Temmuz 29, 2013

her şey bi'yana


Sükunetten ziyade suskunluk var… gökyüzü bu gül yüz berraklığından yoksun aslında(paksa gök gül yüzlüdür)…. Bulutlar dikmiş gözerini bana biliyorum… adım atsam yağmur tohumları yeşerecek…. Sakındım kendimi bilhassa….
Hani bir adam vardı; her şeyin yokluğunda… kimsesiz bir kimse…. Satırlar geçirdi içinden; 'Hiçbir şeyim yok anlıyor musun?… evimden başka hiçbir şeyim yok…. Her şeyim sensin… bu yüzden çok hassas yerin…."
Gözlerini yarı açabildiğinde penceresinden yağmur çalıyordu usul usul…. Kulağındaki tınısı kimsesi olduğundan yarı açıktı gözleri… büyü bozulmamalıydı. Tekrar ne zaman uykuya daldı da kolunun kopasıca uyuşukluğuna uyandı. Gözlerini açmamaya değecek bir şey kalmadığından kısa bir tereddütle döndü dünyaya(açmaya değecek de ne vardı ki?)… her sabahki bir sabah….
Belini hafif doğrultup başını kaldırdı, sanki birilerinin dikkatini çekmekten çekinir gibi sakin…  sanki birileri varmış da onlara duyulmamalıymış gibi…. Bir tebessüm için kıvrandı durdu da nihayetinde buldu….;
"adam;
-ey dilberi rana! ey tesadüf-ü müstesna! o mahrem suratınızı görünce size lahza-i kalpten sarsıldım... niyetim acizane-i taciz etmek değildir.. bilakis efkar-i umumiyede ufak bir aile bacası tüttürmektir.. sözlerim sizi temin ve tatmin edecekse şayet zevc-i izdivacınıza talibim!..
kadın; 
-o mahrem suratınıza bir sille-i osmaniye nakşedersem sekte-i kalpten terk-i hayat edersiniz.. "
…. Bin tonluk çenesi gülüşlere umut vererek aralandı… yanaklarında dudağının kıvrımları belirdi…. Evet evet gülmek de böyle... böyle bir şey olsa gerekti…. Sabah oldu....



Her şey bi'yana at iyidir be! At attır yani… iyidir iyi….



29.07.2013; 12:12 

Temmuz 28, 2013

yağmur yağmur üstüne

 Yağmuru görünce bi' hayli gür… çocuk telaşıyla attım kendimi… yağmur sağanak, ben sağanak düştük birbirimize.. Birkaç kare eşlik eder olsa fena olmazdı… olmadı da…. Olanca olanaksızlığa rağmen an'ı yaşayabildim... yaşatabildim de kanısındayım…. 'Negada bi ilkellik içindeyim la'  diye dönüp kendime bakınsam da bi' ara… yılmadım…. Kendime hak verdim de sonra... zira hak verilmeyecek gibi de değil; başla boyun arasına sıkıştırılmış dandik bir şemsiye, halis şeffaf naylon poşetle korumaya alınmış resim aracı… bir çaba pür çaba…. Yağmura değer mi? değer… iyidir yağmur… candır… hem gerçek hem mecazi candır…



27.07.2013; 18:17


 Ellerde olan şu bebek benim elimde olsa cana can da katardık elbet… bir umut da yok değil…. Olabileceği düşüncesi dahi fotoğraf manyaklığı eğilimimi oldukça tetikler oldu….


Günün bi saatinde bu bebekle ilk fotoğrafın bi' önemli olacağını düşündüm… ilkliğin farklılığından olsa gerek… farklı olacaktır elbet.... Yalnız özel de olmalı..?




Ve bir zaman sonra...
Tam zamanını bilemediğim fakat 'bacadan odama sızan yağmur gibi..' kısmı ünv.de, bulunduğum son evimin duvarını anımsattığından dolayı o zamana dair olduğu sonucuna vardığım karalamayı hatırlattı bu gün….

ve bana yapacak hiçbir şey kalmadı..
insanın çaresizliği ancak bu denli
dank edebilir..
çaresiz kaldım..
suavi tınısına bıraktım kendimi yalnızca
nereye savrulcağımı umursamadan
karmaşık dizelerde kayıp kaldım..
benim için gecenin bi'saatini hissettiren zaman
okadarda geç değil
ben bu zamanda değilim
zamansız kaldım..
gerçek anlardan çok uzak düştüm belki
hayat kurgusunda repliksiz
kadersiz kaldım..
bacadan odama sızan yağmur gibi
zifir kaplı..
her şeyin saflığından uzak kaldım....



 Orhan Veliyi unutmak ulur mu...? Ufak bir çaba daha sonrası yağmur'lu bir dizesini buldum zamana uygun;

Bir duymada gürültüsünü
Dallarda çatırdayarak açılan fıstıkların,
Gör bak ne oluyorsun.
Bir duyma da gör yağan yağmuru;
Çalan çanı, konuşan insanı.
Bir duyma da kokusunu yosunların,
İstakozun, karidesin,
Denizden esen rüzgarın…
Orhan Veli, (Yaprak,1949) 

28.07.2013; 01:53 

Temmuz 26, 2013

Orhan Veli zamanı



 Orhan Veli Kanık’ın 1936 yılında başladığı şiir hayatı üç dönemde incelenebilir: Garip öncesi (1936-1941), Garip dönemi (1941) ve Garip sonrası....

 Şair, 1937 yılından sonra eski şiir anlayışından uzaklaşarak Garip akımının habercisi olan yeni bir tarz benimsedi. Kanık’ın bu yeni şiirleri 1937 – 1941 yılları arasında Varlık, İnsan, İnkılâpçı Gençlik gibi dergilerde ve ölümünün ardından Vatan (1952) ve Papirüs‘te (1967) yayınlandı. Sayıları 51′i bulan Garip’in ilk örnekleri olan bu eserler, abartılı bir dille yazılmıştır....

 1941 yılında Orhan Veli, Melih Cevdet ve Oktay Rifat’la birlikte Garip adlı şiir kitabını yayınladı. Bu kitapla birlikte şairin tarzının önceki dönemine göre daha tutarlılaşmış ve gelişmiş olduğu düşünülür....

 Orhan Veli, “Garip sonrası” olarak adlandırılan 1945-1950 yılları arasında dört kitap yayınladı: Vazgeçemediğim (1945), Destan Gibi (1946), Yenisi (1947) ve Karşı (1949). Ayrıca, şairin 1949-1950 yılları arasında yazılmış fakat vefatı sebebiyle yayınlanamamış şiirleri de mevcuttur....
 kaynak <http://www.yasamaugrasi.com/siir/orhan-veli-kanik.html#.Ud0hSazpxmc>


Genel itibariyle:
  • Garip (1941, Resimli Ay Matbaası)
  • Vazgeçemediğim (1945, Marmara Yayınevi)
  • Destan Gibi (1946, Ölmez Eserler Yayını)
  • Yenisi (1947, İnkılâp Yayınevi)
  • Karşı (1949, Güney Matbaacılık ve Gazetecilik)
  • Bütün Şiirleri (1951, Varlık Yayınları)




Gemliğe doğru
Denizi göreceksin;
Sakın şaşırma.

(İnkılâpçı Gençlik, 1942)





 Bu bi başlayamadığım Orhan Veli Bütün Şiirleri'ne bir başlangıçtır(ya da öyle olması en büyük temennidir şu saatlerde)... zaman zaman Orhan Veli zamanından bir kaç dize aktarabilirsem ne mutlu bize.... 

 Bir yandan da iş başvuru süresine başka bir yaklaşım getirdim:
"makine (devlet organizmaları, çok uluslu firmalar, bankalar vs.)… çok kaprisli bir sevgilidir, haddini bilmeyenden lütfünü esirger.."
Haddimizi de bildik vesselam… makinenin çarkları arasında devşirilmeye hazır beklemede… bir manivela gerek yalnız….

 Buradan bu makine alanlarına yönelik bi arayışta olduğum sonucuna varılınabilinir... hani bir ekonometrist gerekse bir manivela bulana dek buralardayım ben....:)