Aralık 30, 2016

kaçış


Her şeyin bir parçası olan yalnız cümleler bunlar.
-Belki,
yine bilinmezliğini korumanın kaydı şartı.
Sen bilirsin.
Ah şu sen yok musun sen.
Yoksun.
Buradan sonra kelimelerin kısıldığı yer burası.
Altını kısmak, yemek için
yemeğin hazır hale gelmesi için
az sonra demlenmiş olması için
demlenmeye bırakılmış olacağı içindir.
Bak şimdi, böyle üstümü açık bırakan cümleler dökülünce
ayazda kalıyorum.
Aklıma gelişinin üşütmesi şimdilerde bundan
Önceleri farklı üşütürdü.
Nasıl üşütürdü biliyor musun?
Ben bile bilmiyorum
ya hatırlamıyorum ya da  bu tamamen dramatik saçması
Akıl yaşta değil ya da yaş tahta denilmez buna
denedim, denilmiyor.
Basmakalıpta kalmak, bir gjön oyunudur.
Aklıma düşmüşlüğünün düşkünlüğü
saate bakmamı engelliyor.
Aklanmam için bu dünyada zamanım kalmadı.
Gözlerim yarı kapalı olmak üzere.
Benim en azından yarı ölmem gerek
senlik bilincimin hatırasının oluşmayacağı bir an için
En çok da bu yüzden yenik düşmek istemiyorum uykuya.
Buna yenik düşmek denir
yenik düşmenin içinde bir yenik düşmek.
Yenik düşmek
seni düşlemek değil senden, düşünden, düşümden düşmek.
Bu kelimelerin bir kısmını gözüm kapalı yazdım.
Seni gözüm kapalı sevdim.
Seni gözüm kapalı sevdim, için kapattım gözümü.
Bunun bir hikayesi oldu.
Sonu piç biten bir dizi bölümü olur bu.
Sen karanlıksın.
Seni gözüm kapalı sevdim.
Sonra bir adım kala bir anda yine, turuncuyu kaçırdım
yine sabah olunca.



Aralık 08, 2016

korku

Senle aramızda bulunan bu kadar uzak, sen o kadar uzaktayken bu kadar uzak gelmiyordu. 
Oysa şimdi baş ucumdasın. Elimi uzatmaya korktuğum bir uzaklık bu. Fark ettin mi? 
Aklımı yokluğunla çeliştirirsem tekrar bu kadar inanamam belki. Korkuyorum bundan. Senden bu kadar uzakta olmaktan korkuyorum. Konusu sen olan her cümlemden korkuyorum. Tüm hücrelerim seninle konuşurken senin benimle konuşmandan korkuyorum. İyiden iyiye aklı yitirmemek için biraz korkmak gerekti, ben de korktum.
Asıl bir gün, korkmamaktan korkuyorum.
Şimdi ellerimi açtım, yaklaşık iki yıl üç ay yirmi altı gün belki sekiz saat önce ellerime düşen ellerin yine ellerime düşsün istedim. Ellerin ellerime düşsün isterken yazın penceresinden düşürdüğü son bahardan kalma bir yaprak gibi soğuk bir ter döktüm şakağımdan. An durdu. Bir kez sağ şakağımdan süzülürken bir haziran günü sonrası, tebessümünle elini şakağımla buluşturan bir haziran büyüsü daha olmasını diledim içimden. Gözlerinde gördüğümün büyüsünden korktum haziranın, bu aralık kışında. 
Sana uzaklığımı ölçmek içi uydurduğum bu zaman o kadar uzak değil.
Hayallerine konu olan düz bir arazide dağların yükseklerinde mi, yoksa suyu ağır akar yorgun mu bilmem çayının kıyısında mı evin? Hatırlamıyorum. Yoksa biz bunu hiç konuşmadık mı? Bilmiyorum. Bilmemekten korkmuyorum. Senden bende olan en çok şeydir bilmemek. Bilmemek sana olan yakınlığımdır. O kadar uzak olduğunu bilsem kim bilir nasıl korkardım sensizlikten.