Ağustos 31, 2013

yağmur…  her zamanki telaşında.. ve her zamanki huzurunda….
yağmur!
hadi sıkıysa kalbimden de söküp al ne varsa… ne duruyorsun ki akıp gidip.… önüne katıp gidip ne… ne gidiyorsun ki!


Ağustos 30, 2013

ey yar!

ey yar gelmeyi düşünmez misin?
apansız..
belki bütün gecelerdir
yollarında olan gözlerimi dahi şaşırtarak..

bir ahım kalır mı sende bendeki binlercesinden?
..ve yüz binlercesinden bir gün
gözlerini bana çok görmez misin?

ciğerim yandı feryadımdan..
sigaramda tütmez misin?

gül ki geçtiğin her yola boynun büker..
alamaz kendini çehrenden.
ben nasıl geçerim..
ben serden geçmeden bir kez bana gülmez misin?

devir devran mekan bilmez oldum
bana diyar olsan..
yüzünü göğsüme sürmez misin?

aşıklar nasıl aşık idi zati bilemezdim
aşktan da geçtim bana yaşamı bilmez misin?
uyku gözlerimde fazla görgülü misafirdi… varlığının kısalığını makbul görüp uykusuzluğa bırakan…. ve kırık yıl hatırı kalırdı gözlerine bir değimin evet… şimdi bilmiyorum dahi kaç kez içtim gözlerinin kahvesinden… üzerime kalan hatır borcunun haddi hesabı yok…. yokluğunu makbul görüp yok olmaya gitmeseydin eğer ömrüm kırkar yıllık hizmetinde idi çoktan….

Ağustos 29, 2013

Kelimeler bir gelip bir geçiyor doğrusu… cesaretimi o kadar mı kaybettim!? Kelimeler… gelip geçip… delip geçip kalbimi…. 

Öylece çaresizliğe bırakılmakta parmaklarım… kaleme yığılıp bırakılmakta yüreğim… yerinden sökülüp….

'martılar'ın en çok şurasını sevdim: Gözlerinden güneş çaldım… hep sana uyandım.

Ağustos 28, 2013

ne büyük yokluk kaldın ellerimde
ellerim yüzüme kapaklı..
saçların yok...

kokunla uyuduğum her an
kokunu duymayı umduğum
nice anlara kıyaslı...

ne büyük mutluluk varmış öyle
bütün yokluklar içinde..
sonumuzla son buldu.
mutluluk
yoklukta kaldı

kalk git diyorum
düşlerim peşi sıra...
faili meçhul kalsın aşkın
son buse bu..
sevgili dudaklarında saklı.


yokluğa alışmak iki sebepten ötürü kötü; yokluğa alışmak boşluğun ta kendisi ve yokluğun boşluğunda, ölmek bile anlamsız.. 'ölmek' kelime olarak neden şu sıra dilime dolandı bilmiyorum da... o denli depresif eğilimler içinde değilim'dir; içinde bulunduğum çemberin bir adım dışından bir bakıştır bu.. ziyadesiyle duruma sinir beslemek vardı oradan; çemberin dışı açısından.
evet herkesin acısı sevgisi kadar.... bütün gün bir yoklukla konuşmak deli işi... içinde bulunduğum, deli müsellesi!
düşününce çok anlamsız... bütün anlamların kilit noktası mı olmuş sevgi? hep öyle miymiş ki...?
sesin ne kadar soğuk, ne kadar uzak bir bilsen... en uzaktan bile bu denli üşütmedi.. hiç aklım ermedi, doğrusu aklıma gelmezdi de... ne mesafelere rağmen sıcak bir yuvamızmış iki kelam bir gülüşmek.. böyle işte; düşünüp durduğum düşün-dur'mece.... aklım bi'hayli benden uzak...

Ağustos 27, 2013

şimdi bi sigara yakmak var…  yada başını yastığa gömmek.. beyni daha oksijensiz kılmak daha mı iyi gelir? yok uykum kaçırılmamalı… şimdi gözkapaklarına yıkılıp uyumak var.. şimdi gözleri var asıl… gülünce daha büyük gülen… şimdi kolları var evim kadar huzur… şimdi kokusu… ya şimdi nefesi… ya şimdi elleri… dokunuşu…. ya da bırak şimdi... şimdi ölmek var!
Üşüyorum biliyor musun?
bilebilir misin?
içimin ürperişini.
Kalp yangınları aşk içindir
kalp sancıları da…
Ve kalp acımalarımı
Bilebilir misin?
Başımın boşluğunu
gökyüzünde..
Bulutlarımın dağınıklığını,
gecemin karanlığında ay ışığımı
bilebilir misin?
Sesim nasıl ürperik..
Sesini beklerken nasıl soğuk..
ve nasıl kor, sesin
bilebilir misin?

Ben bilememişim.

Ağustos 24, 2013

Sarho?

neyim ne deglim bilmiyorum.. Evet biraz sarhosum çok mu? Özlüyorum çok mu? Deger mi sebepsiz azrılıga?
Sen simdi kacinci uykunda kimbilir.. Ben kacinci ölümümde. Kaçinci ölümlerdn ölüm beğenisim.. Çok oldu biliyorum... Bilmiyorum aslinda da neyse... Cok mu oldu bilmiyorum...?? evet soru işaretlerim var... Neyse diye geciştirişlerim var.. Kacinçı ölümlerden ölüm beğenişimdi sahi.. Sarhoş yazmayı sevdim. Kimin umrunda da sevdim işte kime ne!? Tek problem idrar problemi, durduğu gibi durmuyor evet! Hiçbir ölüm de begenmedim aslinda.. Bütün ölümler aynı sonuca gider sonuçta... Ölüme... Ne hikmettir ki ölmüyorum da.. Her güneşle güne doğmuyorum da... Nefes alıp yaşam sürkilasyonunu sürdürüyorum sadece.. Evet satırlar bir ileri bir geri... Sarhoşum... Yokluğun bir bas dönmesi biliyorum.. Yaziyorum öyle işte boş boş...

Ağustos 23, 2013

sobe!

kafama sokmaya çabaladığım yalnız bir şey var.. böyle olması gerekti! kabullenmek he… laf ebeliği kolay tabi… laf sobelemek de! kabullen… sobe! 



Ağustos 21, 2013

eh sulhi!

boktan bir kabusun girdabında gibiyim.. yok yok kabusum girdap değil... kabusumla ben bir girdabız. içe gömülmemek için mecalim mi? hiç sorma! veciz sözler'in sulhi'sine tutuna durmaktan başka ne çare....


ikinci perde

henüz yirmi dört saat olmadı.. gün içinde akıldan geçenler şimdi akla hücum etse kafa yedirtirdi emin ol…deli düşünler dolusuyum. ona da en son bir karışıklık bıraktım:


ayrıca; nihayetin vesikası başlığı altındaki satırlar saçmalıktır… zira kabullenmek durumu vuku bulur bazen; onsuz yaşayamadığını görüp, yaşayabileceğini anlarsın… hem yaşar hem ölürsündür sonucuna götürür. yani ayrılığı kabullenmek hiçbir sonuca götürmez… teori eksik; istisnalar aşikar. aslında en sağlıklı seçenek kabullenmektir… hazmı kolay bir lokmadır demiyorum yalnız ayakta tutar hiç yoktan.


[ biraz farklı bir açıya indirgersek inanç her anlamda her şey… inancını kaybedince ileriye adım adarken başın geride kalır. başın geride kalırsa adım, ileriye atılmış gibiden ileri gidemez. ne fenadır bi'şeyin gibisine maruz kalmak. yaşadığın aşk gibi bir şeyse hiçbir şeyin içinde olmuşsundur… ya da yediğin elma gibi bir şeyse mesela vah ki elmadan mahrumsun… oturur be mideye o, kalırsın öyle ki vah! olur.:) ]



içinde bir yerlerde yolların kesişeceğine dair bir kıvılcım varsa bu nereye götürür bilemedim.. bilememekle birlikte üzerine düşmekten de alamadım kendimi. misal; malum hanım evlenmiş bi de çocuk sahibi olmuş bi de parklara gelmiş… bıdı şehrinin bıdıbıdı kentinin bıdıbıdıbıdı parkı burası. ağaçlık falan huzurlu bir ortam. malum hanım banka oturmuş bir göz ucu çocuğunun üzerinde... havada güneş yüzünü göstermeye nazlı, bulutların ardında kah görünüp kah kaybolma yarışında.. nerden yolum düştüyse, ben kalender yürüyorum tam o esnada… tam da ordan.. bir de ne göreyim yıllarla yüzü iyiden iyiye oturmuş haliyle malum hanım… yalnız hep akla hükmetmiş gözleri ele veriyor kendini….. hehh höddüdü böddüüdü bi'şey…. akıldan geçerken anlıktı... bir resim gibi geçti de gözümün önünden teferruatlar can sıktı afedersin… teferruatlar değil de esasen şimdi yazıya dökmek can sıktı… ayrıntıları ne hoş yoksa bir ben bilirim. bunu da:


Ağustos 20, 2013

aynen öyle

sabahtan bir şarkı tutturursun akşama lanetin olur..

ne varsa aklında, hatırında dök hadi… kus.… akla dolandıkça bulantılar olur bilirim düşünler.  düşün zehrini bana sor! nereye götürür kestiremem dahi artık… bir damla düşsün yeter…. bir damla düşün ırmak olurda hangi denize varır bilemem. halbuki deniz de bizim işimizdir… içimiz dışımız karadeniz.
magusa limanı da güzeldir.
aklıma gelmişken bir özür borcum bahsini açmak isterim… istersem açarım; bir takım kitap alış verişi döngüsünün dur-durak noktası oldum, özür dilerim… döngü durdu kitap alış verişinde kitap verme ertelenince. en sırtıma yük olan: hüzünbaz sevişmeler… yılmaz erdoğan kitabı. bana gönderilen ve göndereceğim kitaplarla geri göndermem gereken… bu ertelenmeye maruz kalış için özür dilerim. sözünün eri olamayan bir adam olmadım, umarım geri göndereceğim gün hatırlanırım… gönderilecek adres bildiğim yerdir herhalde hala, göndereceğim yer de kesin olsun hele göndereceğim söz….
bahsi gelmişken beni orhan veli'ye saran da bu kitap alış verişidir… gönderilen bir diğer kitap: orhan veli tüm şiirleri. sırf bu dahi kafi, borcum ne büyük bildiniz mi? yoksa ne mahrumiyetlerim olurdu… nerden bilirdim orhan veli neden?'lerini….

?
Neden liman diyince
Hatırıma direkler gelir
Ve açık deniz deyince yelken?

Mart diyince kedi,
Hak diyince işçi
Ve neden ihtiyar değirmenci
Allaha inanır düşünmeden?

Ve rüzgarlı havalarda
Yağmur iğri yağar?
 Orhan Veli, 1938

Ağustos 19, 2013

en güzel


en ayrılık şarkısıdır bu... iki sevgiliyi sevgisizliğe ayıran her ayrılığa gider doğrusu. ne de güzel gider... her ayrılığa yakışır aşk bitti... aşk hiç biter mi?

en güzel zamanıdır Ezginin Günlüğü'nün, düşünsel git-gellerin kapanış anı. halbuki dün ne güzeldi... sahi dün ne güzeldi? cevabı bende tabi ki; bardaktan boşanırcasına dökülen bir başka yağmura teslim olmak güzeldi... her yağmur baskınına anlam yüklemek güzeldi... en yoğun anların birinde yağmurun sırt üstü toprağa uzanmak güzeldi... toprak olmak güzeldi... toprakken yüzüme düşen damlalardan gözlerimi yağmura açamamak... yağmur olmak güzeldi. bir dahaki sefere yanında gözlük bulundurmayı plan edinmek güzeldi...
bu gün hala güzel yağmur gerçi.

Ağustos 16, 2013

kolumu bağlı gördüm düşümde..
çaresizce
yapışık çaresiz bedenime.
yoktan bir sevdaya düştük de...
çaresizce,
sonu boktan bir sebep...
kolum kilit düşümde,
önüm sis!
düşüm gibi gerçeğim de
kol aciz...
isyan dilsiz….

Ağustos 14, 2013

Şu kavga bitse dersin,
Acıkmasın dersin,
Yorulmasam dersin;
Çişim gelmese dersin,
Uykum gelmese dersin;

Ölsem desene!
Orhan Veli, 1950

neden?'ler

ne alışkanlıklarımız var tensel… ne özlemlerimiz.. iki dudak arası nefes mesafesi mutluluklar var.. hayatı buna bağlamak neden? neden olmasın ki ayrıca? hayat neden var? kendi tensel eşini bulmak için mi? beden ne denli eşdeğer amaç uğruna ruhla bir olunup bulundu dünyada? bedenin tensel eşini ruh da sever mi? tinsel de olur mu bedenin tensel  yarımı? o zaman mı bir bütün bulunmuş olur? o zaman dünyaya gönderilen her ruh-beden bir yarım mı? yarın bütün mü bir elma? bu gün iki tinsel-tensel eş yarım bir aradaysa?

Ağustos 13, 2013

mangan

daş ve yağmur bir şeyi anımsatır oldu:



tabi bir de ne demiş atalarımız: daş manganda adam harmanda ağırdır... boşa dememiş adam işidir mangan....

pencere

yaklaşık bir aydır oraya bakıyorum... değişen tek şey ışık ve bulutlar sadece. dünyaya gönderilen bedenler de böyle aslında… değişen tek şey ışık ve bulutları.


bir başka değişle; insanlığın uydurduğu bir mekaniğin farklı parçalarından anlara işaret eder bu kareler.. bir başka mekanik, tarihin ise hiç peşine düşmedim… zira hakikaten kısa vadede değişen tek şey ışık ve gökyüzü. uzun vadede ise ilaveten değişen yer örtüsü olurdu… o da bir diğer halkanın bir başka döngüsü… yine tarih gereksiz….