Temmuz 29, 2013

her şey bi'yana


Sükunetten ziyade suskunluk var… gökyüzü bu gül yüz berraklığından yoksun aslında(paksa gök gül yüzlüdür)…. Bulutlar dikmiş gözerini bana biliyorum… adım atsam yağmur tohumları yeşerecek…. Sakındım kendimi bilhassa….
Hani bir adam vardı; her şeyin yokluğunda… kimsesiz bir kimse…. Satırlar geçirdi içinden; 'Hiçbir şeyim yok anlıyor musun?… evimden başka hiçbir şeyim yok…. Her şeyim sensin… bu yüzden çok hassas yerin…."
Gözlerini yarı açabildiğinde penceresinden yağmur çalıyordu usul usul…. Kulağındaki tınısı kimsesi olduğundan yarı açıktı gözleri… büyü bozulmamalıydı. Tekrar ne zaman uykuya daldı da kolunun kopasıca uyuşukluğuna uyandı. Gözlerini açmamaya değecek bir şey kalmadığından kısa bir tereddütle döndü dünyaya(açmaya değecek de ne vardı ki?)… her sabahki bir sabah….
Belini hafif doğrultup başını kaldırdı, sanki birilerinin dikkatini çekmekten çekinir gibi sakin…  sanki birileri varmış da onlara duyulmamalıymış gibi…. Bir tebessüm için kıvrandı durdu da nihayetinde buldu….;
"adam;
-ey dilberi rana! ey tesadüf-ü müstesna! o mahrem suratınızı görünce size lahza-i kalpten sarsıldım... niyetim acizane-i taciz etmek değildir.. bilakis efkar-i umumiyede ufak bir aile bacası tüttürmektir.. sözlerim sizi temin ve tatmin edecekse şayet zevc-i izdivacınıza talibim!..
kadın; 
-o mahrem suratınıza bir sille-i osmaniye nakşedersem sekte-i kalpten terk-i hayat edersiniz.. "
…. Bin tonluk çenesi gülüşlere umut vererek aralandı… yanaklarında dudağının kıvrımları belirdi…. Evet evet gülmek de böyle... böyle bir şey olsa gerekti…. Sabah oldu....



Her şey bi'yana at iyidir be! At attır yani… iyidir iyi….



29.07.2013; 12:12 

Temmuz 28, 2013

yağmur yağmur üstüne

 Yağmuru görünce bi' hayli gür… çocuk telaşıyla attım kendimi… yağmur sağanak, ben sağanak düştük birbirimize.. Birkaç kare eşlik eder olsa fena olmazdı… olmadı da…. Olanca olanaksızlığa rağmen an'ı yaşayabildim... yaşatabildim de kanısındayım…. 'Negada bi ilkellik içindeyim la'  diye dönüp kendime bakınsam da bi' ara… yılmadım…. Kendime hak verdim de sonra... zira hak verilmeyecek gibi de değil; başla boyun arasına sıkıştırılmış dandik bir şemsiye, halis şeffaf naylon poşetle korumaya alınmış resim aracı… bir çaba pür çaba…. Yağmura değer mi? değer… iyidir yağmur… candır… hem gerçek hem mecazi candır…



27.07.2013; 18:17


 Ellerde olan şu bebek benim elimde olsa cana can da katardık elbet… bir umut da yok değil…. Olabileceği düşüncesi dahi fotoğraf manyaklığı eğilimimi oldukça tetikler oldu….


Günün bi saatinde bu bebekle ilk fotoğrafın bi' önemli olacağını düşündüm… ilkliğin farklılığından olsa gerek… farklı olacaktır elbet.... Yalnız özel de olmalı..?




Ve bir zaman sonra...
Tam zamanını bilemediğim fakat 'bacadan odama sızan yağmur gibi..' kısmı ünv.de, bulunduğum son evimin duvarını anımsattığından dolayı o zamana dair olduğu sonucuna vardığım karalamayı hatırlattı bu gün….

ve bana yapacak hiçbir şey kalmadı..
insanın çaresizliği ancak bu denli
dank edebilir..
çaresiz kaldım..
suavi tınısına bıraktım kendimi yalnızca
nereye savrulcağımı umursamadan
karmaşık dizelerde kayıp kaldım..
benim için gecenin bi'saatini hissettiren zaman
okadarda geç değil
ben bu zamanda değilim
zamansız kaldım..
gerçek anlardan çok uzak düştüm belki
hayat kurgusunda repliksiz
kadersiz kaldım..
bacadan odama sızan yağmur gibi
zifir kaplı..
her şeyin saflığından uzak kaldım....



 Orhan Veliyi unutmak ulur mu...? Ufak bir çaba daha sonrası yağmur'lu bir dizesini buldum zamana uygun;

Bir duymada gürültüsünü
Dallarda çatırdayarak açılan fıstıkların,
Gör bak ne oluyorsun.
Bir duyma da gör yağan yağmuru;
Çalan çanı, konuşan insanı.
Bir duyma da kokusunu yosunların,
İstakozun, karidesin,
Denizden esen rüzgarın…
Orhan Veli, (Yaprak,1949) 

28.07.2013; 01:53 

Temmuz 26, 2013

Orhan Veli zamanı



 Orhan Veli Kanık’ın 1936 yılında başladığı şiir hayatı üç dönemde incelenebilir: Garip öncesi (1936-1941), Garip dönemi (1941) ve Garip sonrası....

 Şair, 1937 yılından sonra eski şiir anlayışından uzaklaşarak Garip akımının habercisi olan yeni bir tarz benimsedi. Kanık’ın bu yeni şiirleri 1937 – 1941 yılları arasında Varlık, İnsan, İnkılâpçı Gençlik gibi dergilerde ve ölümünün ardından Vatan (1952) ve Papirüs‘te (1967) yayınlandı. Sayıları 51′i bulan Garip’in ilk örnekleri olan bu eserler, abartılı bir dille yazılmıştır....

 1941 yılında Orhan Veli, Melih Cevdet ve Oktay Rifat’la birlikte Garip adlı şiir kitabını yayınladı. Bu kitapla birlikte şairin tarzının önceki dönemine göre daha tutarlılaşmış ve gelişmiş olduğu düşünülür....

 Orhan Veli, “Garip sonrası” olarak adlandırılan 1945-1950 yılları arasında dört kitap yayınladı: Vazgeçemediğim (1945), Destan Gibi (1946), Yenisi (1947) ve Karşı (1949). Ayrıca, şairin 1949-1950 yılları arasında yazılmış fakat vefatı sebebiyle yayınlanamamış şiirleri de mevcuttur....
 kaynak <http://www.yasamaugrasi.com/siir/orhan-veli-kanik.html#.Ud0hSazpxmc>


Genel itibariyle:
  • Garip (1941, Resimli Ay Matbaası)
  • Vazgeçemediğim (1945, Marmara Yayınevi)
  • Destan Gibi (1946, Ölmez Eserler Yayını)
  • Yenisi (1947, İnkılâp Yayınevi)
  • Karşı (1949, Güney Matbaacılık ve Gazetecilik)
  • Bütün Şiirleri (1951, Varlık Yayınları)




Gemliğe doğru
Denizi göreceksin;
Sakın şaşırma.

(İnkılâpçı Gençlik, 1942)





 Bu bi başlayamadığım Orhan Veli Bütün Şiirleri'ne bir başlangıçtır(ya da öyle olması en büyük temennidir şu saatlerde)... zaman zaman Orhan Veli zamanından bir kaç dize aktarabilirsem ne mutlu bize.... 

 Bir yandan da iş başvuru süresine başka bir yaklaşım getirdim:
"makine (devlet organizmaları, çok uluslu firmalar, bankalar vs.)… çok kaprisli bir sevgilidir, haddini bilmeyenden lütfünü esirger.."
Haddimizi de bildik vesselam… makinenin çarkları arasında devşirilmeye hazır beklemede… bir manivela gerek yalnız….

 Buradan bu makine alanlarına yönelik bi arayışta olduğum sonucuna varılınabilinir... hani bir ekonometrist gerekse bir manivela bulana dek buralardayım ben....:)


Temmuz 24, 2013

matruşka



 Çocukluğuma döndüm gibi… resim resim anımsadım;  kendi dünyamda kurgumu yürüttüğüm oyunların yanı sıra tv de açık olmalıydı… dokundurmazdım da 'ben onu dinliyorum!' itirazıyla…. Aynı durum tekerrür ediyor gibi sezindim… yine kendi dünyam… kendi kurgum… kendi oyunum… yine tv açık.(yalnız çoğu zaman açık bulunsa da çok ısrarcı değilim artık... :)) Bu denli benzerlik hala bi çocuk mu gösterir ki acaba? Yoksa bi 'yedisinde neyse yetmişinde o' durumu mu?(deyişi olarak da ifade edilebilir bu.)
Yok çocukluğuma dönmek gibi basit bi tabire sığdırılmamalı… resmen içimde çocuğu gördüm… ben o'yum… o benim özüm…. Zamanın bu kısmında her şey biraz daha büyük yalnız…. Her şeyin büyüklüğündeyken her şeyin hep büyük göründüğü minik zamanları anımsayınca ise ilk resim mıknatıs oyunu oldu…
Metal bütün parçalar(bilye taneleri, top iğneler, topsuz iğneler, kalem parçaları, raptiyeler…vs) masa, sehpa ya da benzer manyetik etkileşimin sağlanabileceği herhangi bir ortamda guruplanır… ve örneğin, masa altından mıknatıs yardımıyla olmak suretiyle bütün materyaller tek tek yada gurup halinde hareketlendirilir…. Sonra n'olur bilemiyorum pek… muhakkak bi taraf yeniyordur… ya da ortama dalan bir büyük güç(mıknatıs) bütün gurubu topluyordur apar topar….

24.07.2013; 03:47




 'kadınım' ne güzel bir tabir geldi öyle sabah sabah…

 Kadınım… elimi gezdireceğim saçların olmalı başucumda… her an kokunla karşı karşıya olmalıyım…. Her sabah gözlerinin açılmasına şahit olmalıyım ya da gözlerimi açınca uyanmamı bekleyişine…. Ya da alelacele hazırlanırken bir yere yetişmek üzere  hala yatakta olmama söylenmene  tanık olmalıyım… gözlerim yarı açık yarı kapalı….
 Seni seviyorum'ların tüm sessiz söylemlerini yaşamalıyım teninde … soluğun soluğuma değmeli… heyecanını saklamanı sezmeliyim…. Kadınım… aşk olup kulağına fısıltı olmalıyım usul… gözlerinde aşk olmalıyım… gözlerin mabedim olmalı… vakit huzur….
 Sanki bütün gece yanımdaymışsın da sen gidince ben senden gitmemek için kalakalmışım yatağımda….
 Göğsüme yasladığın başından bir saç teli arayıp durdum sevgilim… saçının bir telinden ziyade bütün varlığını sezdim… ne hoş geldin bu sabah bir bilsen… bütün gelmelerin ağzı açık kalır görseler ahengini tenime… bütün seni seviyorumlar… bizdeydi bu sabah… artık uyanmak vakti…. Hoşça kal…. Varlığının yok bir timsali inan…. 
 Hadi uyan artık! Sonuna geldik bütün güzellik'in….
Soluğuna değdikçe sıcağını sezince kopmak mümkünsüzlüğünü düşündüren onca şeyin üstüne başımı alamıyorum kollarından da gidemiyorsun… tamam git…. Bütün güzellikler bizim oldu….

 24.07.2013; 12:34 

Temmuz 22, 2013

dost! mesaisi


Arşı aşmış sevda gönülden taşmış..
Beni böyle haldan hala koyma dost!
Yüreğimi dağlama...

Gönle dolmuş dert dillerden taşmış
Karalar bağlanmış ey dost!
Karalar bağlama…

Gözlerinin bir demine vurulmuş..
Zindanlardan zindan beğenmiş ey dost!
Zindanlarda koyma…

Bir tebessümüne surlar aşılmış..
Güldükçe gözleri nefesmiş ey dost!
Adı aşkmış….
Adına her dize yarım kalmış…. 



 bu nihai hâl oldukça eforlu oldu yahu.. sonra ne oldu bilmiyorum(hem bütünsel hem dize dize anlam olarak, kitle olarak, herangi bi'şey olarak hatta hiç bi'şey olarak...) da 'çıksın gitsin elimden dilimden artık' hamlesiydi.... gerçi gerçekten son hal oldu mu? bilemiyorum... son zamanlardaki değişim potansiyelim bunu sorgulamama sebep.. şimdiden 'belki hala yarımdır??' muallaklarındayım....
 bazı şeylerin yarımı tamlığıdır belki... yıllarca yarım kalan şiirler deyimini de anımsadım... burada bi yıllar sonra tamlığı kanaatine varılmışlık var... bende bu yok efendim benim yarım kalmışlığım tamlığım belki....!

 22.07.2013; 23:53

Temmuz 21, 2013

eh öyle olsun

yalnızca başlık vardı.. taslak diye adam yerine koyup tıklayıverdik de kaldık bir boşlukla bakışa... 'eh öyle olsun' dedik neylersin.... gece de sütlacı yemeyeydim iyidi biraz mideyi bozduk gibi.. neyse öyle olsun....
bilmem ney düşün-dur'durdu beni şimdi... sahi neydi o arta kalanlar;



Kalbime sıkışıyorum… olacak şey mi yahu? Uyudum uyandım o kadar… hiç mi hafiflemez başım yastığımda? Hiç….
 19.07.2013; 10:43

 Tarifsiz bir kuytum var afilli duvarlı… görsen gökyüzü bir nokta… ne mutlu bir bulut seçebilirse gözlerime….
19.07.2013; 12:49

 O sayfalarca bahsettiğin çocuksu  gülüşü en son ne zaman duydun hatırlamayacaksın bile.. Adım adım adını terk ediyorum… hiçbir yer cennet olmayacak belki artık bana…. Bunu yazarken parmaklarımı öyle iteledim ki bilmiyorum… parmak uçlarım hissizleşti… uyuştu… koptu benden de kim olarak yazdı bilmiyorum…. Bilmem de mümkün olmayacak….

 Söz yok… yalnız tınısı var uzaktan yalnızlığın.. Yalnız şarkılar var….
 19.07.2013; 13:45


 





 eh öyle olsun... artçı sinir silleleri deyimine değecek olursak; neyse ki büyük bir deprem yaşatmadı... 'zehr-i dermanındadır' dedi fuzuli.. dermanı zehri yendi.... kaçtıkça bağrına basan iki ele teslim ettim kendimi.... başka bir ney'in tınısı umut oldu... sevdim....
21.07.2013; 11:27 

Fuzulî der ki:

Aşiyan-i mürg-i dil zülf-i perişanındadır 
Kanda olsam ey peri gönlüm senin yanındadır 

Aşk derdiyle hoşem el çek ilacımdan tabib 
Kılma derman kim helakim zehri dermanındadır 

Çekme damen naz edip üftadelerden vehm kıl 
Göklere açılmasın eller ki damanındadır 

Bes ki hicranındadır hasiyyet-i kat'-i hayat 
Ol hayat ehline hayranem ki hicranındadır 

Ey Fuzuli şem'-veş mutlak açılmaz yanmadan 
Tablar kim sünbül rişte-i canındadır


Peki ne der fuzulî?… ne de güzel söyler;
Ey tabib! Aşk derdiyle başım hoş benim; yaramdan el çek sen. Bana derman hazırlama ki senin merhemlerin benim ölümüm sayılır.


21.07.2013; 00:21



Temmuz 19, 2013

bir adam vardı

Bütün zihinsel ağırlığıyla başını geriye yaslamış, gözlerini tavandaki saltanatıyla salınan lambaya dikmişti.. Lamba  tavandan sarkıp yukarıya kıvrılmış dört menekşe gibi tasvirlenebilir diye  düşündü ve bir süre etrafında uçuşan kelebeklere takıldı gözü. Akıl Oyunları filminden bir sahne anımsadı... güvercinlerin hareketlerinden bir şeyler çıkarmaya çalışan Nash'in yaptığı gibi kelebek hareketlerinden bir figür peşinde olması bir işe yarar mıydı? Bunu çok düşünemedi.. Zira kafasını... aklın…  ruhunu… alıkoyan gecenin diyaloğundan çok fazla kopması mümkün olmuyordu.. Sehpaya uzanmış ayaklarının ağrımaya başlamasıyla biraz kıpırdandı… ama pozisyonunu sürdürmeye devam etti…. Gecenin ileriyi gösteren saatleri de fonda tv'de dönen ıvır zıvırla ileriyi sürdürmeye devam ediyordu…. Karanlık.. huzur bozan bir gece ve beyin zonklamalarıyla donuk olan tek şey suretiydi… yarın hiç olmayacakmış gibi hiçbir zamanı düşünmeden aralık pencereden içeriye sızan yağmur damlaları  sesi ve belki hafifi bir rüzgarın da etkisiyle oluşan yaprak hışırtısı seslerine bırakmak istedi kendini yalnız…. Fakat ne mümkün! Zihninin duvarlarında yankılanan o an, alıp götürüyordu her yerden ver her şeyden bir yokluğun içine.. Gözlerini kapadı.. duyduğu, hissettiği tek şey biraz göz kapakları sızısı oldu yalnız.. Allahım… bu gece ne zaman bitecekti…. Kim bilir kaç gün sonra sabah olurdu… olacaktı, kim bilir kaç gün sonra… olacak mıydı? …..


19.07.2013; 02:11 

Temmuz 16, 2013

her şey dahil

ayrı zamanlarda aynı anda ölmeye götüren zaman... ne belasın ki ilmik ilmik mesafe dokuyorsun el altından… 
saman altından su yürütmektir la bu! Zaman, denk al yelkovanını….

16.07.2013: 08.37


aslında iki kelimeyi bir araya getirecek halden oldukça yoksunum.... ve aslında hiç kendimi ve zamanı zorlamazsam kimsenin bir kaybı da olmazdı.. bu umurumda olmadı. 

buradan bir umudum da doğmadı.

16.07.2013: 00.19




bi'hayli mazidendir bu... şöyle bir de ön yazı öngördümdü..
soluk, aslında iki kelimedir..

Meleğim..
Damağımda tadının,
Aklımda gözlerinin kalmışlığı..
Mıh gibi dondurdu zihnimi...

Düşünmemeyi düşünememe bocalamasıyla,
Boşlukta salınan bir tüy misali...

Aklım sana şaştı;
Sana uzaklığım kendimden daha yakın.
Kaçtıkça yakalayan bir kırağı el..
Durdukça donduran sıcaklığın...

Temmuz 15, 2013

yarına program

Yarının 'Ertelenmeyecek' programı:

07.00-12.00 İngilizce eğitim
Ders notları derlemesi
Yayınlama
13.00-15.00 Pc dahil serbes dolaşım
Galip derviş saati(şimdiye dek en az ertelenen faaliyet)
Belgesel ya da film de izlenilenebilir
15.00-16.30 Kitap okuma faaliyeti
Hüzünbaz Sevişmeler(Yılmaz Erdoğan)
Veciz Sözler(Barış Bıçakçı)
Bütün Şiirleri(Orhan Veli)
Sofie'nin Dünyası(Jostein Gaarder)
17.00-18.00 Rutin pc faaliyetleri
18.00-21.00 Serbest dolaşım(İftar saati kapsamı)
21.00-23.00 İnglizce pratik çalışması
23.00-02.00 Kişisel zaman dilimi
Program başarı kutlaması(zafer ya da hayal kırıklığı sarhoşluğu)
Günden düne kalanların film şeridi(uçurumdan atlayan adamın film şeridi arayışı gibi olabilir çoğu zaman)
Umutsuz vakalıklı iş başvuları gözden geçirilmesi
Gerkli gereksiz çalakalem alınan notlar derlemesi
'Vakit katliamlığı' örnekleri sergilenmesi
Birkaç Dize saçmalaması
Bir çok bla bla blaa


15.07.2013; 01:47 



' Geçmiş, şimdi ve gelecek arasındaki ayrım sadece bir yanılsamadan ibarettir, ne kadar kalıcı olsa da...' 
Albert Einstein
-ne diyon be hacı.

Temmuz 13, 2013

kara'la'ma


Ne fark eder ki ölsem ya da kalsam….
Ya da yalansam
Baştan sona,
Hiçbir doğrudan nasibini almamış.. 
Peh ne mesele yaptım ama!

 Negada bi depresif boğa oturuşudur bu böğrümde Allah yardımcım olsun la vala… biraz daha sabır lütfen bu yetmedi görünüyor!

  10.07.2013; 14:19




kaçma! mümkün mü ki?
soluğundan
bir soluk ötesi….
kader mi dersin?
yoksa kendin mi esir ettin kendini…?
yaşamak derken bu muydu dediğin?
nefes olmuş nefesi!
 11.07.2013; 00:48




adını hece hece yutuyorum..
sinemde  bir sızı oldun
gece gece...
göğsüne yaslıyorum başımı.. yoruldum
ellerim, bir alışamadın
gitmelere...
her soluğunda kendini buldu huzurum
yüreğimin buruğu ve tadın
günlerdir üşündürmekte…
 11.07.2013; 10:55


Ya susmak ya da suskunluktan daha kıymetli bir söz söylemek gerekir…
Pisagor
haklı olabilir!



 Gece yarısı mı? Gecemin bir yarısı yok… hecemin bir manası gibi! Bütünüm gece.. Aşk dilimde yarım hece… yarısı yok…! Aptal bir kafiye sürüp gider öylece… gece… hece… nice… gönlünce… sevmece… sevdirmece…  ömrümce….

 12.07.2013; 02:10




 Ayrı şehirlerde kaldıkça ayrı ölümlere gidiyoruz sanki… sanki aklım bir gerçeğin eşiğinde, farkına vardı varacak… gönül de anlayacak günün rengisi…. Siyah!

 Omuzlarım ağır… gözlerim alev… başım boğum boğum…. Her şeyin manası ne? Çok saçama bir hiçbir şey….

 Bir adam vardı canı.. umudu, soluğu, her şeyi bir adım ötede gözlerine taklı.. Bir adım atsa düşecek hayattan… bu, adımı boşa gidip irkilerek uyandığı bir an olmayacaktı…. Zira hiç olmadığı kadar ayıktı!

 12.07.2013; 23:13




kaç kurtul yakalamadan
üzerime düşen duvarlarım seni de!
bitmek tünemek bilmez olur şimdi feryadım...
kaç ki canımın darlığında
ferah koridorlu odalardan mahrum etme kendini..
kendime sığamadığım
moloz yığınlarımla bırak beni!
 13.07.2013; 02:18 


Temmuz 11, 2013

gitmek mümkün mü?

Kaçmak mümkün mü herkesten ve her şeyden… gitmek mümkün mü? ya da bir yol var mı yakın olan ama uzağa götüren....

 'az mı kaldı hecesinden dilimde aşkın'

Neden böyle başladı satır bilmiyorum… ve bilmem de mümkün olmayacak bu andan sonraki hiçbir  anda da.. İnsan bir çok pisiko-bunalım bir şeylerin etkisiyle saçma sapan tepkilerin içinde bulabiliyor kendini.. 
Misalen ne oldu; Urugvay U-20 takımı Irak U-20 takımına bir gol atarak beraberliği yakaladı… sırf Urugvay'ın gol atma neticesinde sinir patlaması aşamasına gelinildi… kapı kasalarına yumruk atılındı… kırınıldı… incinildi…. Neden? Çünkü Urugvay U-20 takımı gol attı… komik.. Nekadar saçma olabilirse okadar saçma.. 
Derinene inmeye çok da gerek olmamkla birlikte duygu çatışımı böyle başladı… (burası trajik)… 
Günün bir anında ayrılığa planlar çizildi zira.. Tam işleve geçileceği sırada(hep o sırada olur ya) araya bir muhabbet girdi ertelendi(neyse ki).. Saatler sonra, sinir çatışması sonrası bir liman timsali sığınıldı yine kıyılarına… sesine… soluğuna…. Sesiyle huzur bulundu… dinginliğe erişildi., durulundu…
23 dakika soluğuna bağlı kalındı… kopulamadı bir türlü.. O öyle mışıl mışıl uyurken telefonun diğer ucunda, paldır küldür çatışıldı kendi içinde… ne kazanıldı ne kaybedildi… kim kime çattı görülmedi zira…. 

 az mı kaldı hecesinden dilimde aşkın.. halbuki tadın kadar sıcaklığı var yüreğimde ve kokun kadar vazgeçilmez aşk, dile  gelmeye biçare düşsede sevgilim...


11.07.2013; 00:48

Temmuz 10, 2013

karanlık la biraz


Bir sebepten ötürü eskileri kurcalarken ajndanın arasında bulunan ufak bir karalamayı aktarmak isterim.. Hani bir takım karalamalarda bulunabilirm kısmına binaen..

Sessiz gidişinin ağırlığı
Vurunca göz kapaklarıma
Gözlerime hapsettim seni..
Gözlerimde kal...

Gitme diyemediğim her cümlemin
Her sonunda
Gitme diyen gözlerime bak..
Yüreğimde kal...

Kal şimdi.. Git ya da!
Gitsende gitmiş olmazsın ki
Git!

Ben hep olduğum yerdeyim
Ya da hep öldüğüm yerde
Yani sende...





10.07.2013; 01:09 



velhasıl gece mesaimizin ilerleyen saatlerinde babadan çarpa sigaradan çikolata tadı aldım.. ilginçtir çünkü lark hani.. gerçi çok uzun süren bir keyif olmadıda sonunu göremedim dahi... 
çok fakirim lan.. bir süre önce bu cümleyi öngördüğümden bir bütçe hesaplamasında da bulundum tabi: 2 lira 45 kuruş nakit 13 lira banka hesabı tutarı... ogada da karamsar olmamalıyım mı ki? yok lan bildiğin dipteyim.  01.39

Temmuz 09, 2013

yeniden başlıyoruz gibisi

“ kurtuluşumuz ölümdedir ama umut yaşamaktır. Bundan, hiçbir zaman kurtulmuş olmadığımız ve hiçbir zaman da umutsuz olmadığımız sonucu çıkar, bizi kaybeden umudumuzdur, sıkıntımızın işareti olan şey umuttur, öyle ki sıkıntı da özgürleştirici bir değere sahiptir ve bizi umut etmeye götürür.”



Özlük sözümüzün ardından.. Günün darbesini kendime indirdim.. 'Bu gün cuma mıydı yahu!' diye tıkladığım takvim Salı dedi inanamadım kendime(belkide takvime) bidaha baktım…. Şok.

09.07.2013; 08:59

merhaba

buaraya tekrar yazacağımı düşünmezdim.. bir an önce düşündüm yazdım.. sanırım burayı kirletebilirm gönlümce..
ve bu zıt zamanlı bla blaa'lar ne demek hiç bilmiyorumda.. belki birileri bi anlam yükleyip bana da bir kapı açar.. umut dünyası işte umudedilir.. bla bla blaa



Nasıl uyandım bilmiyorum

Sabahın üzerime doğuşunun bir memnuniyetsizliği mi olmaya başladı üzerimde!
bunu ne zaman yazmışım bilmiyorum zaman zaman saçmalarım böyle damarı bulmuşken biraz daha yürüdüm..


Evet nasıl uyandım bilmiyorum sabahıydı bi.. Şimdi ise nasıl uyudum bilmiyorum.. Uydum mu bilmiyorum uyanmak mı bu ki gibi anlarım var.. Nasıl bir süreç hayatıma işliyor bilmiyorum ya da hayatımı işliyor .. Ne fark ederse?  08.07.13/23.55
Gözlerim buruk buruk la sanki.. Şu karalamaların nihai hallerini toparlim diyorum.. Diyorum diyorum olmuyor yahu kafam allak bullak.. Buruk purçuk abuk sabuk höddüdü böddüdü bişey… .




burası böyle iyi olmuş he yeterince karamsar yeterince kimsesiz.. tek korkum şuan birden koridorda beyaz donuyla görünen babanem oldu.. bu anın neresinde olduğuna bağlı olmakla birlikte(mesela bunu bir yıl sonra okuyor oluyorsan bu andan bir yıl uzaksın demektir) bir canlı yayın sayılır... dönüş anını resmetme için pusudayım... 01.37
kahretsin kaçırdım :( mahçubum lan n'apim vodafone yüzünden hep.. 
(dönüşüm muhteşem olacak... muhteşem= beyaz donlu babane) 09.07.13/01.43



An itibariyle olmasa da gün içinde babane pozu başarıya ulaşmıştır.. Ve beklenen klişe :

yaptıklarımız yapacaklarımızın teminatıdır"


12.07.2013; 01:54

Şubat 28, 2012


hayat çok zalim be birader bunu halka arz edemeyeceğim için burda kendi içimde patlaşim dedim.. hani bilirsin içimle iyi anlaşırım.. bi de içimi güzel olanlar vardır hani şimdi iyi giderdi be bi 35lik.. 35lik diye ucunu açık bıraktım bilerek ne olsa gider anlamı kattım alttan alttan da tabi anlayana anlamayan da işte bu devam satırlarından pay çıkarmıştır umarım..

28.02.2012; 00:48

Şubat 20, 2012



yalnız kalışlara bir başlangıç daha yapıldı bu gece.. yine olduğu gibi kimsesizlik eşliğinde..
anlaşılması güç sendelemeler getirecek zaman.. zaman gün gibi ortada fakat belirsizliğini koruyan anlar bitmek bilmeyecek yine..
duvarlarıma kapanıp olabildiğince karanlığımda alabildiğine isyanlar çığırtkan olacaktır şayet gün doğarsa ansızın üzerime.. şayet 'sen' öznesinde "sen gelirsen.." işte o vakit surlarımdan bir bir kurtulur koşar adım gözlerinden âb-ı hayatıma gelirim..

Şubat 16, 2012

..öyle bir gittin ki öldüm sandım.. o zamana kadar yaşamadığımı nerden bilecektim ki?
kahırlar yağdırsam da toprağıma bin ah ile umut zambakları açar her sabah güneşime doğru...



Şubat 13, 2012


içten içe yenilmişliğime üşüyorum.. kaybedişlerim birer su damlası olarak yağmura karışmış dükülüyor bi'başınalığımın ıssız duvar aralarımdan şakağıma.. damlalar kırağılaşıyor bana düştükçe.. ben ki ellerinin sıcağından yoksun donmaya yüz tutmuş ben... üzerime kırağı'n düşünceye dek her şey gibi donuk olan bakışlarım güneşi görmüş gibi hissizliğinden uyanıp senin öldürmeyen suğuğuna bırakıyor kendini...

Şubat 08, 2012

senli cümleler deyiminden söz edersek.. öznemde sen olan tek bir cümlem kalmadı artık...
öyle bir belirtimlemem geldi içten.. saatler geç oldu ufkumda karartılar aşmam vakti geldi de geçiyor saatleri bunlar!!

Ocak 23, 2012

herkes her şeyle ilgili her şeyi söylemiş!!! ben okyanusta bir damlanın yarısıyım belki???
ne benim günlerden haberim var ne de günlerin benden haberi... aynen bir hapisteyim dört duvarlı, biraz kendi başına... kendi başına tüten bir sigaranın kime zararı var ki? en fazla kendini tüketir!!!
enazından bir şarkım olmalıydı.. her parça birilerine yazılı... tek sözlü bir cümlem olsa da yeterdi.. her söz birilerinin adına ses buldu...
zamanı beklerken zamanın farkında olmadığımın farkına vardım!!! zamanlar farklı...

Ocak 22, 2012

hangi düşün düşüncesi kaybolmak?
biraz mutlu bir şarkıda....

bir damla yaşın süzüldüğü
yavan bir andır bazen mutluluk..
burukluğu yaşanan inceden inceden..

yaşlar tomurcuklu, yanaklarda..
gözler ağlamaya susamışken
gözde var olan, yalnız yokluk...

göz yokluğu görür,
kalp boşluğu duyar...
yokluğun sağır eden uğultusu sağır..
yakadan düşmeyen yükü ağır...

şarkılar, ardı arkası kesilmezken
aşinalıktan uzak bir an doğar..
yalnız yaşanabilirliğin muamması aşina kalır...
hep aşinadır kalbe yalnızlık...

Ocak 21, 2012

kelimeler bana dar bir koridordan başka bir dünya değil.. açılamıyorum duvarlarından öteye.. kafamda çınlayan zırvaların yanısıra bir yokluk çokluğu çok.. her şeyden önce bir dünya yok.. cümlelerle açılan her yol karanlık.. her birinin sonu aynı nokta.. bir piramit aldatmacasına kapılmış gibi kelimeler.. ve dar koridorların uçsuz duvar kalıpları bir piramit zirvesi.. açılan bir kapı henüz görünmedi...

Ocak 20, 2012



yalnızca gittiler.. her neden gittilerse ondan.. gittiler.. her şeyin ardı sıra kalmış her şey gibi öyle kaldım.. her seferinde sözümden cayıp bir sigara yaktım..her seferinde üşüdüm.. tabiki hiç bir eziyet geri getirmezdi.. onlar yalnızca gittiler ve ben yalnızca varlıklarını anımsayabildim deli saatlerimde.. deli saatlerim.. bütün sahteliklerin gerçek yüzleriyle yüzleşme saatlerim oldu. her yüzleşme bir travma yaşatsada sabahı olmaktan alamadı. her sabah yeniden gittiler.. gerçekliğin altüstüğüne gözlerimi açmak istemesemde alıkoyamadım günün ışığından. ışık hep olacak belki fakat hiç bir ışık geri getirmeyecek gidenleri. gittiler.. hep giderler....

Ocak 15, 2012

biri bir hikaye gözetebilr mi bana..? yaşamında kendimi bulabileceğim karakterlerinin.. bir karakter var mıdır ki böyle bana yakın? bu kadar soru sormamalıyım belki.. ya da belki bana çekmiş hikaye kahramanının çok soru soran olması gerek? -bu da soru işareti-
her şey bir yana ezginin günlüğü iyidir.. hani şarkılar yakalayıveriyor insanı yaşamının bir kıyısından.. yaşam herkes için bir takım benzer evrelerden oluşuyor olsagerek.. yoksa herkesin farklı hayat senaryoları nasıl aynı duygu sayılabilecek paydalarda yer alabilir?

Ocak 14, 2012

damağımda tadının
aklımda gözlerinin kalmışlığı
mıh gibi dondurdu zihnimi..

düşünmemeyi düşünememe bocalamasıyla
boşlukta salınan bir tüy misali...

aklım sana şaştı;
sana uzaklığım kendimden daha yakın.
kaçtıkça yakalayan bir kırağı el..
durdukça donduran sıcaklığı...







1140.120112*
bir gün bir ördek, gölünün kenarında ağır ağır seyrederken kendi yansımasına bakarken bulur kendini. dalgalı sureti sabahların griliğinde bile capcanlı görünmektedir hep. ördek kanatlarını gererek heybetini görmek ister. olmayan heybetin görülebildiğince görür de heybetini. görür de bunu neden yaptığını düşünedurmaya koyulur. bunu ona yaptıran bir irade dışılık mı vardır? hangisi kendisidir? kendisi de dışarıdan bakılınca dalgalı bir suretten mi ibarettir? belkide gölde onun gibi bir ördek daha vardır da sadece gölün başına gidince görünmektedir ve hep taklitçidir. ya da kendisi onu taklit etmektedir. -bu bir ördek için elbette çok kafa karıştırıcı bir şey- şaşkın ördek kendinin kimseyi taklit etmediğini düşünmüştür ve göldeki suretin de hep orda gördüğü için yokluğunu bi türlü kabullenememiştir. orda düpedüz gölde yaşayan bir ikizinin olduğuna karar vermiştir artık kendince. . edindiği yeni arkadaşıyla sohbet hiç kimseye olmadığı kadar hoşuna gitmiştir de. ama birinin bu ördeğe gerçekliğin kendisi olduğunu hatırlatması gerek. "tek ve hakiki gerçeklik yalnızca sensin ördek!" "hiçbir ördek iki tane değildir!".


Ocak 10, 2012

ciğerlerim pâre pâre..  her nefes beynimde zonklamalar olarak geri yansıma yapsa da bunu kendime yapmayı bırakmayacağım gibi. ne tütünü çekiyorsak o da muamma? .......ne yapmak istiyorum sorusunun ardından gelen ne yapmak istemiyorum sorusu da cevapsızlığını sürdürmeye devam etmekte. bu akşam şarkılarda bir yerlere bağlama eğiliminde değil. dağılmışlığımda seyrediyorum düzayak. gidişata bir "dur!" diyen olsa gerekirdi şimdi.. "hala orda mısın?".....duyulabilmek istiyorum!!
meleğim.. aç bir köpek gibi sevgiye aç sabahlarım.. bu sabah 100112.0916... bir tebessümlük mutlluluk bulunmalı.. konuşmaya mecali kalmıyor insanın.. her şeyden uzak bir soğuğun içinde gibiyim.. her şey benden uzak.. her şeyin sıcaklığına her adımda kırağı düşmekte.. sevgiyi hak etmek mi gerek?
 

          

Ocak 06, 2012

Ocak 05, 2012

nasıl yani???
"bazı insanlar ayrıntısında gizlidir.. ben kimsenin beni bilmesini istemedim..."
 
elimde son kuruşuma bakığım çok oldu
gözlerinde son sevgi kırıntıları gibi..
gözlerim son kezliğinin fakında
dem dolu
yarını olmaktan
güneşi doğmaktan eden
sondu bu..
yalnızlığımın perde arasından
dünyanın gözlerine son tebessüm...


Ocak 03, 2012

kâh gözlerim varlığına aşina kâh hiç olmamışsın gibi algısız bakışlarına.. varlıkla yokluk arasında bir şey olup çıktın sonunda bir rüya gibi.. şimdi burdaysan..tam burda.. benliğimde.. iki saniye sonra eser kalmayabiliyor.. hayret... gerçekten kendimi hayretlerle karşılıyorum senli zaman dengesizliğimde.. tin'ler dünyasında aslına erişememiş, suretinle avutulmuş gibi hislere kapılıyorum.. hangi varlığın asıl varlığıyla muhattabız o da bir muammayken mevzubahis sen olduğunda daha bir duyarlılık kaçınılmaz oluyor tabi.. duyarlılık duyularımca seni algılayabildiğim kadar tabi.. seni görüyorum di mi?.. teninin kokusu hala burda gibi.. avuçlarımdaki yüz hatlarının derinliğinği nasıl unutabilirm.. her sözünün şiirsel bir tınısını da tabi.. peki hissetmek?? sıcaklığını, sevgini, bana var oluşunu... bundan emin olmakla olmamak arasında git-geller yaşıyorum.. asıl gerçekliğe sahip olması gereken buydu oysa.. bundan doğan anlık kuşkularımdı seni saniyeler arasında kaybeden.. zaman tünelinde senden yansıyan tek şeyin suretten ibaret olmasının cevabı burda gizli.. beni buna ikna eder olsan belki canlı anı olarak varlığın yer ederdi zihnimde.. hatta belki ben gider olamzdım da.. anılara sığınmak durumlarına sığınmak zorunda kalmazdık.. gerçi şimdi sığınacak bir anı bile bırakmadım kendime.. sevgi gerçekliğin kuşku uyandırdığı sürece bende senliğin önündeki perde aralanmıyacakta belki.. ama merak eteme.. ordakinin sen olduğunu biliyorum.. varılığın yokluk olmuş olsa da yokluğunun yerine bile kimseyi sığdıramam.. sen yokluğunla her hücremdesin...

Ocak 02, 2012



 


                                                bir güneş umuduyla
                                                gözünü dikmiş uzaklara..
                                                   son sigaramı son nefesmiş gibi her nefeste
                                                 ciğere dolarken doğuyorum,
                                                   her nefeste her hayata..
bir de ılımaya yüz tutmuş çay
sıcaklığını esirgemez olsa
hayatı yudumlamak meziyet de göstermez belki..
küfreder buluyorum kendimi
her yudumda..
her hayata..

Aralık 31, 2011

*doğrunun ne oldğunun tartışma konusu olduğu evrende gerçeklerden bahsetmek her koşulda mantık çerçevesi dahilinde tercih edilendir kuşkusuz.
*kendimi alamıyorum boş gezenin boş kalfalığından
yaklaşık üç dakikadır aklıma gelen bu misallere bakacak olursak bunu kolaylıkla gözlemlemiş oluyoruz!!
*önemli olanın ne yazdığın değil cümleleri bunlar.. açıkcası bunun sonrasındaki önemli olanın ne olduğu hakkında en ufak bir fikrim yok
en ufak bir fikrim var aslında
ama dediğim gibi ufak bir fikir..

Aralık 18, 2011

                                                                                                                                                                        

                                                                                                               
ne desem boşbe birader.. hangi birinden dem vurayım istersin.. neyse boşver çokta umrundaymış gibi davranma meziyetini gösterdiğiniz için teşekkür ederim.. bu teşekkürü kendime borç bildim.. zira şükretmek gerek!

Aralık 10, 2011

maddi manevi her durum boka sarma eğilimini sürdürürken bu durumu nasıl belirtebilirim bilemedim.. boka sarmak deyimi durumu yeterince açıklar değil gibi.. sevgili sofie, bir çok filozof kendini dünyevi işlerden soyutlayıp kendi alemlerinde kendine yeni cıkmazlar sorgularken dünyanın böle ucu boklu değnekleri vardır.. hatta dünyayı bu ucu boklu değnekler arasında dönen bir küre olarak düşünebilrz.. hala orda msın sofie? biz şapkadan cıkan beyaz tavşanın tülerinin zirvesinde yerimizi alıp büyük sihirbazın gölerine bakabilcek miyiz sofie? evet sofie işte sana bir soru: iki ucu boklu değnekli dünya idealar dünyasında da boklu mudur sence? bu boklar dünyaya neyin yansıması olabilr? sofie! hala orda mısn?

Aralık 09, 2011

kimi korkularımız olmadı değil.. evet kimi karanlıktan korktu kimi mağarasına pusmuş içeri sızan ışıktan.. idealar dünyasının yansımasında yaşadığımıza inanmak.. gerçeğin yansıması olarak kalmış olmak sadece bizi ne sönük kılan bir şedir! ne  korkutan ! ne korkulara mahkum kılan ! gözümüze çalan  kör eden ışığa biraz direnip gözlerimizi yeterince ovarsak belki gerçekliğin ta kendisiyle karşı karşıya kalbilriz aklın bize sonduğu yanılmazlıkla... duygu ve duyular da matematiğine inilebilir bir olgu oluverirler belki.. tutarsızlıklardan arındırılmış..