Ağustos 14, 2013

neden?'ler

ne alışkanlıklarımız var tensel… ne özlemlerimiz.. iki dudak arası nefes mesafesi mutluluklar var.. hayatı buna bağlamak neden? neden olmasın ki ayrıca? hayat neden var? kendi tensel eşini bulmak için mi? beden ne denli eşdeğer amaç uğruna ruhla bir olunup bulundu dünyada? bedenin tensel eşini ruh da sever mi? tinsel de olur mu bedenin tensel  yarımı? o zaman mı bir bütün bulunmuş olur? o zaman dünyaya gönderilen her ruh-beden bir yarım mı? yarın bütün mü bir elma? bu gün iki tinsel-tensel eş yarım bir aradaysa?

Ağustos 13, 2013

mangan

daş ve yağmur bir şeyi anımsatır oldu:



tabi bir de ne demiş atalarımız: daş manganda adam harmanda ağırdır... boşa dememiş adam işidir mangan....

pencere

yaklaşık bir aydır oraya bakıyorum... değişen tek şey ışık ve bulutlar sadece. dünyaya gönderilen bedenler de böyle aslında… değişen tek şey ışık ve bulutları.


bir başka değişle; insanlığın uydurduğu bir mekaniğin farklı parçalarından anlara işaret eder bu kareler.. bir başka mekanik, tarihin ise hiç peşine düşmedim… zira hakikaten kısa vadede değişen tek şey ışık ve gökyüzü. uzun vadede ise ilaveten değişen yer örtüsü olurdu… o da bir diğer halkanın bir başka döngüsü… yine tarih gereksiz….

Ağustos 11, 2013

bir tebessümlük

yirmi beş gol ve bir çocuk mutluluk olabilir….
şampiyonlar ligi şık gol gösterimi seyrindeyken çocuk gelir… içeri girer ve tuvalet kapısına doğru yönelir..
-orası dolu yalnız..
çocuk bulunulan şık gol gösterimine ortak olarak bir sandalyenin kıyısına ilişir ve beklemeye koyulur… ve der ki:
-ne zaman çıkar.
-(eller açık omuzlar yukarı bir bilmem ifadesi) bana söylemedi..
'yuh be sen insan mısın?… nasıl gol yahu?...' gibi tepkiler çocuğun dikkatini çeker haliyle de bir süre sonra sıkılmış olacak ki çıkış kapısına yönelip çıkmaya koyulur…
-vaz mı geçtin?
çocuk:
-sonra gelirim..
ve sonra olunca çocuk gelir… der ki:
-çıkmadı mı daha
-yok, bi kapıyı tıklat istersen..
çocuk kapıyı tıklatır… ses yok..
-kapıyı arala bakim biraz.
çocuk kapıyı temkinle aralar...
-abi kimse yok..
-nasıl yok içeri bak.
-kimse yok abi…
çocuk içeri girer işini görüp çıkar… (alla alla yaa bakışı)
-..afedersin ben adam hala içerde sandım.

(cevap yok... çocuk gider...) ne yani gözümden kaçmış olamaz mı? ya da adamın gizli bir geçidi vardır içerde.. ya da ben kör oldum… koca adamı burnumun dibinden geçerken fark edemeyecek kadar. ama ışık açık, adam da kapatsaymış çıkarken… alla alla ya….

Ağustos 09, 2013

nihayetin vesikası

nihayetinde ayrılık iki sonuca götürür.. ya onsuz yaşayamadığını görürsün ya da onsuz da yaşayabileceğini anlarsın. yaşayamadığını görmek… yaşayamadığını anlamak değil… ya da yaşayamayacağını görmek değil. her an dan! diye kalbine düşer, ölürsün… yaşayamadığını görürsün… düşünemezsin. düşünürsen anlarsın… düşünebilirsen. düşünebiliyorsan yaşayabilmişsin demektir.. yaşayabiliyorsan bitmiştir…. düşünemedik…. biz düşünmeyi beceremedik….


I.
ayrılamayışımızın kaçıncı faslı..?
soluğun alabildiğine derin,
uykun seyrinde geziniyorum,
çayımı yudumluyorum bi yandan..
ışıltılar karartının derininde uzak.
bir de ben uzağım
yalnız, duyabildiğim soluğuna..
kapının eşiğindeyim, bak
bir adım düzayak karanlık
bir adım merdiven gerisin geriye
hiçbir ihtimalde yoksun
iyisi mi eşiğinde kalayım…
soluğunda…
soluğumda….

II.
gitme mi diyorsun..?
daha derinden bu sefer
çek nefesini
ve bir hışıltıda dile gelsin..
hi… gitme mi?

Ağustos 08, 2013

bir sersem

bazen insanların sosyal kahkahasına neden ortak olamadığımı düşünüyorum.. bu kadar komik gelen neydi? gözlerimi araladığımda farkına varamadım, belki araladığımdan sadece.. daha kocaman açmalıydım herhalde… neyse bir başka sefere.. neyse ki kahkaha olacak çok şey var insanlar için….

Ağustos 07, 2013

anneler anlar… evet gardım düşük anne. pes ettik.. havlu attık aşka….


ne... caramio mu? ah be zamanı mıydı şimdi? her şeyin onu hatırlatacağı aşikarlığında caramioyla başlamak şart mıydı? 'benim gibi' diyordu.. 'dışı sert içi dolgulu'….

-bunun duygu yüklü olması gerekiyordu. komik oldu.

örsüm

hoşça kal....  her şey karşılıklı bu kelimeye sığdırıldı kaldı…
nasıl oluyor daha bilmiyorum… yalnız saat 21.24'dü bunu biliyorum…. hazır mıydık ki buna?hazır olacağımız bir zaman olacak mıydı? yalnız beyin zonklamaları var şimdi… kaşlarımdan başlayıp enseye kadar bütünü saran…. günü, geceyi, ömrü nefessiz kılan yalnız bir kelime... hoşça kal….



biliyorum artık her satır şimdi daha bir anlam dolacak… onlar biliyor muydu dersin? hiçbir şey kaybetmeden kendinden böyle süregelmesi normal karşılanmamalı cephemde.. satırlar biliyor muydu…? yani kelimeler… nihayeti biliyor muydu? ne zaman farkına varıp da yüreğimin sancısını bin örs ağırlığınca iliklerimde hissederim bilmiyorum… şimdi yalnız ufak karıncalanmalar var. daha bir saat bile olmadı… daha soğumadı katlimizin yaraları… kendi elimizle sıkıca kavrayıp hiç beklemediğimiz bir anda indirdiğimiz hançerle işlenen.
(tarihin tekerrürü bu olsa gerek… hani bin örs ağırlığı!)

düşüncesiz mi davrandık severken.. düşün rengine kapıldık da…. şimdi şarkılara bırakmak kendini.. ne kadar kurtarır ki.. ne kadar tutar hayatta. düşümü kaybettim…. 

Ağustos 06, 2013

Dağ başındasın;
Derdin günün hasretlik;
Akşam olmuş,
Güneş batmış,
İçmeyip de ne halledeceksin?
Orhan Veli, 1942

çiş değil çise


günaydın.. 

gerçekten gün aydın.. gerçi günün Pazar olması dolayısıyla sen bu saatleri, bu saatlerde ben seni göremeyeceğiz de neyse… günaydın
 05.43

sevgi sözcükleri dilimizden düşüyor mu ne sevgilim… üşütme beni..
05.44

sabahın çisesini düşünüp fark ettim toprağın nemini. benim de gözümde cimlas olur… heralde bundan..
05.46

seni bütün gece düşünüp durup, durup düşünüp, durup uyanınca sabaha seninle çıktığıma şükrediyorum her sabah..
05.48

toprağa çise düşermiş de ondan… yoksa kaya kayadır her zaman. yumuşamak doğasına aykırı… ya kırar ya kırılır un ufak…


05.51


Ağustos 05, 2013

radyo yakalamaca

radyonun en iyi çektiği yeri adımladım
bir ile bir geri...
biraz sağ
tamam oldu işte.
şimdi şarkımız zamanı..
hala bizim şarkımız mı?
ben adım adım gelirken şarkımız mı değişmiş
bi' yabancı geldi..
spiker ekibi de bir Kapadokya dinleyicisi misafir etti şimdi..
ben de misafirim esasen
hem radyo hem şarkımız hem sen...
geldim geçiyorum konaklamaları olsa gerek..
şarkı armağanı adettendir ya
dinleyicimiz, Murat Kekilli tutturdu.. çaldı kara gözlüm..

kulak misafiri olup geçiyorum.. ayaklarım ağır çekti vah..!


Ağustos 03, 2013

gördüğüm, kördüğüm

 Zamanı neyle durdurdum da bilmiyorum.. Avareyim… şiir de yok. Suya yazılmak değil su olmak oldu aşk… inan daha kolay olurdu yazılmak olsaydı. Su her şey….
 Kalemim yere düştü… onlarca mecaz olabilir bu.. Yok ama yok düştü gerçekten… eğilmeye erindim de kaldı kendi bilinmezinde(benim bilinmezim gerçi… kaosa kadar gider bu böyle.). Neyse gözlerimi peşi sıra devirmeye bile yorgunum… kalem bilmez nasılsa alakasızlığımı… alakamdan bihaberliğinden biliyorum… mecaz bu.
 Cümle sonlarını tek noktalı bitirmek iyi fikirmiş.. Çok nokta düşün-dur'durup bulandırıyor zihni bende…. (Bugün sana gizli sorumun cevabının sen olduğunu söyleyecektim oysa…)

Sahi neden şiir yok?
Kapat gözlerini bi kere de..
Bi kerede de sevmeyi
Avuçlarından taşarcasına
Kollarını kocamana açan da
Sığdırmayan çocuk telaşında
İçin içine sığmazmış gibi….
Bak,
Bak bile demiyorum gözlerime….

Yokmuş neyse ki….

Ağustos 01, 2013

Böcekler

Düşünme,
Arzu et sade!
Bak, böceklerde öyle yapıyor.

….

Orhan Veli, 1941

sadece




Sadece gökyüzünü seçebildiğim bir köşe seçtim..
Ne bakıyorsun ki?
Tamam üstü kalsın
Umutlarımın hayat!
Kapıdan öylece çıkıp gitmeyi diliyorum..
Yalnız gökyüzü hep benimle
Gökyüzü cennet….

Temmuz 31, 2013

bir çalgı tutturmuşum



Dudağıma yapıştı kaldı bir ıslık(Belki biraz hüznü çağrıştırır.. Gerçi bu çağrışımın sebebi de tizliktir kuvvetle ihtimal)… Dakikalar alabilir bu… 
Kendimi toparlamam gerekeli çok oldu biliyorum. Ne kadar dağınık kalmışlıktayım böyle… Kafam bir oradan bir buradan çaladurmakta…. Gel bir de buradan çal..! Yok yok bir standardı yakalamak gerek.



- İyi misin?
- Evet tabi…
- Yaşıyosun yani..
- Yaşıyo muyum? Bilmiyorum... Bir saksı düşün odanın ortasında… Ve içine kapatılmış toprak...
- ….
- Yaşıyorum evet.. Güneş doğuyo… Güneş batıyo... Sonra tekrar güneş doğuyo… Batıyo yine... Tekrar ve tekrar bi döngü seyrediyo böyle. Bazen yağmur yağıyo… Yağmur iyidir… Severim yağmuru… Güneş doğuyo sonra… Güneş batıyo…. Sonra tekrar batıyo güneş. Bazen güneş batınca yağmur yağıyo… O zaman da severim yağmuru… Sonra tekrar güneş doğuyo… İyim ben yani... Olur da bi ot yeşerirse biri gelir yapraklarımı da siler belki... Sonra bir arı bir çiçekten kopmuş polenin bana yolculuğuna vesile olur da belki çiçek büyürüm… Ya da Feridun Düzağaç'ı saran sarmaşık olurum kim bilir…. Sahi hayat neden şekil yapıyor..!

31.07.2013; 19:37 




Sıcağından kora düşmüş ellerimiz birleşince,
Usul ve kendini bulmuş…
Rüzgara kapılmış bir sonbahar yaprağı
Süzülür yanağından teninin kıvrımlarına...
Tenin sıcağı üstüne kırağı düşmüş de ondan.
Zaman nasıl da soğukmuş...




Temmuz 30, 2013

fraktal?




 Nereden yol bulduğumu dahi hatırlamadığım tamamen tesadüfi bir düşüşten kaosa açılan kapının ardıdır bu.. Daha bi göz ününde bulundurmak düşüncesiyle aktarmak istedim… (bu süreçte birilerinin tesadüfü olabileceğimi de göz ardı etmiyorum tabi...)

 Birkaç yıl(!) arayla da olsa (Fraktaller(fractals) ve Kaos) yazarıyla yaklaşık şekilde karşılaştığım bir kelime 'fractal'… yalnız bir farkla; ne olduğunu bilmemekle birlikte bildiğim her hangi bir şeye de denilmiş bir şey değil gibi… bilmediğim bir şeyler çokmuş….
Bundan sonraki kısımlar bahsettiğim göz önünde bulundurma(hatırlatma) amacı gereği alıntı kesitlerinden oluşacak.. Yazarının gösterdiği bir çok kaynağa karşın benim tek kaynağım yazarının ta kendisi olacak(ilgilisi ordan gerekli bağlantıları kurabilir)…. Teşekkürler xxanadu(*)....

"Fraktal bilim adamlarınca gökyüzünde gördüğümüz, toprakta hissettiğimiz ve bedenlerimizin damarlarında ve sinirlerinde bulduğumuz kaos örüntülerine verilen addır."
….
"Doğal bir fraktalin klasik örneği bir sahil şeritidir. Mandelbrot fraktal fikriyle zarif bir şekilde basit, ama aynı zamanda şeytani bir şekilde karmaşık bir sorunun sorulduğu bir yazı vesilesi ile tanışmıştır: Büyük Britanya'’ın sahil şeridinin uzunluğu ne kadardır? Onun yanıtı kasosun görünüşüne harukulade garip bir anlık bakışlar vermişti."
….
"Hem doğanın, hem de insan şuurunun biçimlerinde var olması mümkün olan çok geniş bir fraktal kendiliğinden benzerlik dağılımı bulunmaktadır. Bazı fraktal biçimlerde –özel-likle bilgisayar ekranlarında matematiksel formüllerle üretilenlerde- kendiliğinden benzerlik bir dereceye kadar mekaniktir. Diğer fraktallerde-doğadaki ve sanattaki- kendi kendine benzerlik, bu tanıma baş kaldırırcasına farklı olan şeylerle bir arada bulunur."


30.07.2013; 03:51 


Bu Salvador Dali resmini fraktalın hologram ile benzerliğinden bahsedilmesi üzerine uygun gördüm... Alıntılarsak Hologram Teorisi şöyle ifade edilmiş:"Hologramın tek şaşırtıcı özelliği üç boyutlu oluşu değildir. Üzerine bir elma imgesi kaydedilmiş bir holografik film parçasını ikiye böler ve ve sonra parçaları lazerle aydınlatacak olursak, her iki yarının da elma imgesinin bütününü kapsamakta olduğunu görürüz! Bu yarım filmleri tekrar tekrar bölerek yine aynı işlemi yineleyecek olursak, bütün elma imgesinin en küçük parçanın üzerinde bile (parçalar ufaldıkça imgeler biraz flulaşmakla birlikte) yer aldığını görerek yeniden şaşırabiliriz. Normal fotoğrafların tersine, holografik bir film parçasının en ufak parçası, bütün üzerinde kaydedilmiş tüm bilgileri kapsamaktadır.”

.....

"Matematik paradoksun bir kısmını sergiler, psikoloji ise diğer tarafını. Şu an yaşam ne kadar kaotik ve rasgele görünürse görünsün, biz aynı zamanda onun temelini oluşturan bir düzen içerdiğini hissederiz. Yaratıcı uğraşlarla meşgul olan kişiler yeni biçimler yaratmak için çekirdekler ve yollar olarak şansı kullanırlar. Kazara dökülen tuhaf bir boya, bir konuşmanın kulak misafiri olunan bölümü, bir yol işaretinin görünüşü vb. olabilir. Şans olayları yaşamlarımızdaki daha derin bazı örüntülere dair ip uçları verebilir. Psikolog Carl Jung görünüşe göre bağlantısız, ama oldukça anlamlı raslantılara “eşzamanlılık” adını vermiş ve bu gizli örüntüleri okumaya istekli olmamız gerektiğini ileri sürmüştür."

Görünüşe göre bizim tesadüf olarak nitelendirdiğimizi bilim insanları 'eşzamanlılık' olarak görmüş... Tesadüf? Belki de tesadüf diye bir şey de yok.... Evrenin bir matematik sistemi içinde kurulu ağ sarmallarıyla planını yürüttüğü düşüncesi ise akıllara zarar noktalara götürür mü aklı bilemiyorum...

“Bugün geriye dönüp baktığımızda, Doğa'nın sembolik dili olarak gördüğümüz sayıların etkisini, o asla bozulmayan analojiyi görür ve sorarız: Dünya neden böyle ve Doğa'nın işleyişini çözmemizi ve öngörmemizi sağlayan matematiğin şu ilginç dili neyin nesi? Kısacası, onu biz mi icat ettik yoksa keşfettiğimiz bir şeyin parçasımıydı? Eğer onu keşfettiysek, bu onun bizden bağımsız olarak varolduğu anlamına mı geliyor? Eğer böyleyse nerede varoluyor? Kesinlikle içinde yaşadığımız zaman ve mekanda değil, çünkü onlar aynı matematik tarafından tanımlanabiliyor. Ama eğer başka bir alanda varoluyorsa, biz diğer matematiksel biçimler dünyasıyla nasıl oluyorda temas kuruyoruz?”*(Gökteki Pi, Saymak, Düşünmek ve Olmak, John D. Barrow, Beyaz Yayınları.)

 30.07.2013; 11:33

Temmuz 29, 2013

her şey bi'yana


Sükunetten ziyade suskunluk var… gökyüzü bu gül yüz berraklığından yoksun aslında(paksa gök gül yüzlüdür)…. Bulutlar dikmiş gözerini bana biliyorum… adım atsam yağmur tohumları yeşerecek…. Sakındım kendimi bilhassa….
Hani bir adam vardı; her şeyin yokluğunda… kimsesiz bir kimse…. Satırlar geçirdi içinden; 'Hiçbir şeyim yok anlıyor musun?… evimden başka hiçbir şeyim yok…. Her şeyim sensin… bu yüzden çok hassas yerin…."
Gözlerini yarı açabildiğinde penceresinden yağmur çalıyordu usul usul…. Kulağındaki tınısı kimsesi olduğundan yarı açıktı gözleri… büyü bozulmamalıydı. Tekrar ne zaman uykuya daldı da kolunun kopasıca uyuşukluğuna uyandı. Gözlerini açmamaya değecek bir şey kalmadığından kısa bir tereddütle döndü dünyaya(açmaya değecek de ne vardı ki?)… her sabahki bir sabah….
Belini hafif doğrultup başını kaldırdı, sanki birilerinin dikkatini çekmekten çekinir gibi sakin…  sanki birileri varmış da onlara duyulmamalıymış gibi…. Bir tebessüm için kıvrandı durdu da nihayetinde buldu….;
"adam;
-ey dilberi rana! ey tesadüf-ü müstesna! o mahrem suratınızı görünce size lahza-i kalpten sarsıldım... niyetim acizane-i taciz etmek değildir.. bilakis efkar-i umumiyede ufak bir aile bacası tüttürmektir.. sözlerim sizi temin ve tatmin edecekse şayet zevc-i izdivacınıza talibim!..
kadın; 
-o mahrem suratınıza bir sille-i osmaniye nakşedersem sekte-i kalpten terk-i hayat edersiniz.. "
…. Bin tonluk çenesi gülüşlere umut vererek aralandı… yanaklarında dudağının kıvrımları belirdi…. Evet evet gülmek de böyle... böyle bir şey olsa gerekti…. Sabah oldu....



Her şey bi'yana at iyidir be! At attır yani… iyidir iyi….



29.07.2013; 12:12 

Temmuz 28, 2013

yağmur yağmur üstüne

 Yağmuru görünce bi' hayli gür… çocuk telaşıyla attım kendimi… yağmur sağanak, ben sağanak düştük birbirimize.. Birkaç kare eşlik eder olsa fena olmazdı… olmadı da…. Olanca olanaksızlığa rağmen an'ı yaşayabildim... yaşatabildim de kanısındayım…. 'Negada bi ilkellik içindeyim la'  diye dönüp kendime bakınsam da bi' ara… yılmadım…. Kendime hak verdim de sonra... zira hak verilmeyecek gibi de değil; başla boyun arasına sıkıştırılmış dandik bir şemsiye, halis şeffaf naylon poşetle korumaya alınmış resim aracı… bir çaba pür çaba…. Yağmura değer mi? değer… iyidir yağmur… candır… hem gerçek hem mecazi candır…



27.07.2013; 18:17


 Ellerde olan şu bebek benim elimde olsa cana can da katardık elbet… bir umut da yok değil…. Olabileceği düşüncesi dahi fotoğraf manyaklığı eğilimimi oldukça tetikler oldu….


Günün bi saatinde bu bebekle ilk fotoğrafın bi' önemli olacağını düşündüm… ilkliğin farklılığından olsa gerek… farklı olacaktır elbet.... Yalnız özel de olmalı..?




Ve bir zaman sonra...
Tam zamanını bilemediğim fakat 'bacadan odama sızan yağmur gibi..' kısmı ünv.de, bulunduğum son evimin duvarını anımsattığından dolayı o zamana dair olduğu sonucuna vardığım karalamayı hatırlattı bu gün….

ve bana yapacak hiçbir şey kalmadı..
insanın çaresizliği ancak bu denli
dank edebilir..
çaresiz kaldım..
suavi tınısına bıraktım kendimi yalnızca
nereye savrulcağımı umursamadan
karmaşık dizelerde kayıp kaldım..
benim için gecenin bi'saatini hissettiren zaman
okadarda geç değil
ben bu zamanda değilim
zamansız kaldım..
gerçek anlardan çok uzak düştüm belki
hayat kurgusunda repliksiz
kadersiz kaldım..
bacadan odama sızan yağmur gibi
zifir kaplı..
her şeyin saflığından uzak kaldım....



 Orhan Veliyi unutmak ulur mu...? Ufak bir çaba daha sonrası yağmur'lu bir dizesini buldum zamana uygun;

Bir duymada gürültüsünü
Dallarda çatırdayarak açılan fıstıkların,
Gör bak ne oluyorsun.
Bir duyma da gör yağan yağmuru;
Çalan çanı, konuşan insanı.
Bir duyma da kokusunu yosunların,
İstakozun, karidesin,
Denizden esen rüzgarın…
Orhan Veli, (Yaprak,1949) 

28.07.2013; 01:53 

Temmuz 26, 2013

Orhan Veli zamanı



 Orhan Veli Kanık’ın 1936 yılında başladığı şiir hayatı üç dönemde incelenebilir: Garip öncesi (1936-1941), Garip dönemi (1941) ve Garip sonrası....

 Şair, 1937 yılından sonra eski şiir anlayışından uzaklaşarak Garip akımının habercisi olan yeni bir tarz benimsedi. Kanık’ın bu yeni şiirleri 1937 – 1941 yılları arasında Varlık, İnsan, İnkılâpçı Gençlik gibi dergilerde ve ölümünün ardından Vatan (1952) ve Papirüs‘te (1967) yayınlandı. Sayıları 51′i bulan Garip’in ilk örnekleri olan bu eserler, abartılı bir dille yazılmıştır....

 1941 yılında Orhan Veli, Melih Cevdet ve Oktay Rifat’la birlikte Garip adlı şiir kitabını yayınladı. Bu kitapla birlikte şairin tarzının önceki dönemine göre daha tutarlılaşmış ve gelişmiş olduğu düşünülür....

 Orhan Veli, “Garip sonrası” olarak adlandırılan 1945-1950 yılları arasında dört kitap yayınladı: Vazgeçemediğim (1945), Destan Gibi (1946), Yenisi (1947) ve Karşı (1949). Ayrıca, şairin 1949-1950 yılları arasında yazılmış fakat vefatı sebebiyle yayınlanamamış şiirleri de mevcuttur....
 kaynak <http://www.yasamaugrasi.com/siir/orhan-veli-kanik.html#.Ud0hSazpxmc>


Genel itibariyle:
  • Garip (1941, Resimli Ay Matbaası)
  • Vazgeçemediğim (1945, Marmara Yayınevi)
  • Destan Gibi (1946, Ölmez Eserler Yayını)
  • Yenisi (1947, İnkılâp Yayınevi)
  • Karşı (1949, Güney Matbaacılık ve Gazetecilik)
  • Bütün Şiirleri (1951, Varlık Yayınları)




Gemliğe doğru
Denizi göreceksin;
Sakın şaşırma.

(İnkılâpçı Gençlik, 1942)





 Bu bi başlayamadığım Orhan Veli Bütün Şiirleri'ne bir başlangıçtır(ya da öyle olması en büyük temennidir şu saatlerde)... zaman zaman Orhan Veli zamanından bir kaç dize aktarabilirsem ne mutlu bize.... 

 Bir yandan da iş başvuru süresine başka bir yaklaşım getirdim:
"makine (devlet organizmaları, çok uluslu firmalar, bankalar vs.)… çok kaprisli bir sevgilidir, haddini bilmeyenden lütfünü esirger.."
Haddimizi de bildik vesselam… makinenin çarkları arasında devşirilmeye hazır beklemede… bir manivela gerek yalnız….

 Buradan bu makine alanlarına yönelik bi arayışta olduğum sonucuna varılınabilinir... hani bir ekonometrist gerekse bir manivela bulana dek buralardayım ben....:)