Ekim 11, 2013

kafamda kurşunlar milyonluk bir ihtimalle çarpışır..
vurulur kurtuluş fikri..

kaçışın dimağımız işgali son buldu
nasıl da giyinip kuşanmış haspam!
yapay göle durdu..


Eylül 24, 2013

sohbet

bir sohbet odasına bağlanma aşaması(çabası):

bağlantı kurulması zaman aşımıyla sabır testine tabi tutan oda..
hem daha açılışta...
daha neler bekliyordur kim bilir?
ben bilmem...
neyse ki işsiz güçsüz bi adamın beklemekle ilgili pek şikayet hakkı olmuyor..
yoksa duruma bozulabilirdim biraz
yani hakkım olsaydı!
hakkım olsaydı demişken aklıma başka mevzular hucum etmiyor değil..
bu herangi birini ilgilendirir mi?
hiç sanmıyorum..
hiç sanmadığım durumlarda kalemimi kendime saklarım..
bu gitgellerim delirdiğimi düşündürtmesin..
ya da düşündürtsün..
zaten bi şekilde düşünürsünüz..
başta olsun..
daha sabır testinin sonunu dahi görmeden
...
sabırsız olduğum kanısına da varılabilr tabi
size kalmış bayım...


kurul kurul bağlantı
kuruttun be beni
rahatsız koltuğum
karnım gurul gurul
acıktım da denebilir ama değil
ben biraz aşıktım
üstümden bi geçti!
bayım, öyle böyle değil
ah ne madurum sahi
geceler boyu dahi
uyuyamıyorum horul horul


yok la sıkılmıyorum.. beyaz sayfa severlerdenim ben.. bir de bir şiiri anımsadım.. bir de "yağmuru dansa kaldıranlardanım ben"... şiiri de yazarım bi'ara.. şimdi yazmam bi anlam taşımaz die düşünedurmaktayım... zira görünen o ki bir boşluğa yazadurmaktayım... hayatta genel olarak şu sıra öle durmaktayım.. sorduk mu la diye deme.. dur dur deme öyle deme... sor ozman boş boş durana kadar.. ne gada içerledim la kendi kendime.. hahahaa sesli güldüm piç (inci sözlük deyişi)

heheey bu bağlantı benle kafa yapıyo la.. ha bi bu eeksikti.. bi de bişeyle ilgili bi espiri vardı yahu.. dur dur hatırlıcam şimdi... dubi.. budi... hogo... yugii... neydi yahu! heh buldum :) buda... buda vardır hani uzak doğu şeyi bi de buda gelri buda geçer vardır hani... hahahaa :D


tamam sıkıldım doğrusu başka bi yol bakma içinde olurum muhtemelen birazdan.. alınma he bağlantı..


hoop..
bu rengi severimdir hep he
deneme aşaması kelimesinin neden hoop olduğunun sorma sakın..

-ismail abi?
-hoop..
-naptınn?
-nasııl??
-ne yaptın yani??...
-hee... napim be.. aynı..
-oldu ozaman ben gideyim..
-nasıll?
-gideyim diyoruum..
-yok öle değil değill.. yani nası gideceksin?
-hee.. şurdan özel limüzinimin şöförüyle özell uçağıma.. ordan gideyim giderim diyorum..
-böhöhöhöööy.. senin ağzından çıkanın kulağına erişim yollarını ne yapcaz.. şu anda hiç bilememkteyim.. 
-ne diyim ben sanaa.. artıkk
-allasmarladık..
-nasıll?
-alaasmarladık de diyom.. allasmarladık.. hani gidiyonya limüzinin o şöferinle özel uçaknan..
-hee... oldu mademm... alaasmarladıık..
-hehaohooow...

buraya geldim mi? sahi burdayım mı?
yazınca gönder nasıl oluyor yahu? kafayı yedirttiniz he bağlantı!
bi de şu uyarı yazısını okuyamadım la allah sizi ne yapmasın... 
'sadece zeki kızlar okusun.' ne demek?... başta sadece kız alın la ozman erkek ne yapsın.. okumasın mı?.. erkeklerde okusun kardeşim... 

dışardayım la ozman.. ben mi beklemeliyim hep...


peki kabul daha genel düşünülrse ufak dünyevi problemler içindeyim.. ne derece kafa yenilmiştir, bil bakalım...

Eylül 22, 2013

beyin kendine son hazırlamaktan aciz… 
duvarlar var,
arsız yükselen ketum duvarlar.
nasıl’lar boyu haykırışlar çaresiz.
nesiller boyu süren bir dava...
kim bilir kaç sevda çiçeğinin boynunu güneşin aksine büktüren
gölgeye… karanlığa!
sevda çiçekleri mağdur
üzerine düşen damlaları mahmur 
yağmurun...
kalk git bütün kökleri göze alarak rüzgar!

rüzgara al götür yakarışları nafile...
Fuzûlî’den kulağa hoş bir gazel bile değil...
gitme diyen dil
ses zamanını da tutturamayınca gitme’ler biçare.



Eylül 08, 2013

Kelimeler, dökülmek istememden değil..
Adına satır büyütmeler,
sesine nakış işlemeler,
nefesine hasretlik beslemelerden değil.

Eylül 04, 2013

hödük

yakama çarpan soluğumun sesinden yaşadığımı anlıyorum.. hava mı kararmış?… akşam mı olmuş?... ışığı kim açtı?... uyudum mu? uyanmak mı bu? meğer vakitsiz uyuyunca ölür sanırmış insan.. vakitsiz sevip vakitsiz kopup gözlerinden üstüne bir de vakitsiz uyuyunca ölür sanırmış insan… bu kadar şey ne haddimeyse! değil mi?


soluğumun yakama vuran uğultusundan ve uğultuyla eş zamanlı inip kalkan göğüs kafesimden… kulağa vuran bir şarkı tınısından yaşadığımı anlıyorum… ne çok yaşam belirtisi içindeymişim meğer.. uyanıkken insan farkına varamıyor.. uyanır olmak gerekirmiş.

kalbim solukla eş zamanlı inip kalkan göğüs kafesimde sıkışmış gibi… sıkılmış da olabilir? bir memnuniyetsizliği var sanki bütün yaşam belirtileri içinde… hödük anlamaz ki yaşamın kendisi olduğunu! hödük sevgilim anlamadın hala değil mi?

eylül hüzün

izlediğim gördüğüm duyduğum her şey kalbime dokunuyor doğrusu… tamam bu geceden de bir şey istemiyorum… yalnız yarın sabah günaydınlaşsak yine. sadece birer kelimelik.
ne yaptın bütün gün…? merak zihne kurulu saat gibi… her dakika bir alarm! tik-tak tik-tak… donk! merak…. işte böyle..
ve eylül... hüzün. üstünden geçse de zaman, adı böyle kalacak bir başka anlam.. kalbim dahil her şeyi tutuyorum... bir kelimeyi yutkunurmuş gibi dilden dökülmeden....

bir 'sen'e tutunadurmak geçmek bilmiyor üzerimden.... belki birkaç yüz kez tekrar ededuran 'gözlerinden güneş çaldım' parçasıyla kim bilir ne tınılardan mahrum kalıyorumdur?
cümlelerdeki bir ben merkezlilik dikkat çekerdir belki.. yanlış! bendeki 'sen' merkezliliktir bu. 

'can kırıkları'nın anlam kazandığı zamandır eylül..
ve düşündükçe, eylül...; hiç bir hayata dair devam çabasının içinde değilim gibi... [hayata dair'den kasıt gelecek'tir.] olur da yolum düşerse, yalnız ufak bir çakıl taşı alıp denize sallıyorum gibi mesela; ardına bakmadan... gezindiğim kıyılar gelecek kaygısından uzak. ne yapıyorum bilmiyorum.. yarınım yok!(aşırı depresife bir paratez açıp aşırı depresif durumu gözler önüne seriyorum burada.) bu güçlü bir mecaz ve bir o kadar gerçek; yarına ait bir düşünce yok... amaç yok! kaç gibi uyanırım bilmiyorum... sabahın körü de olabilir, öğlenin sıcağa çalan bir saati de uyandığım... 'sen'e uyanışım olması gibi bir kesinlik var... oradan dahi göründü değil mi? ben nasıl 'sen' olmuş....

gözlerimden geçen karelere inanamazsın!... kimse böyle olacağını bilemezdi... birlikte paylaşılan anlar dersiz topsuz, fütursuz bir bir canlandı... alelade bir deyiş sanırdım 'gözde canlanma'yı ifade olarak... 
kelimeleri yaşıyorum... yalnız noktalar anlamsız... yok aslında genelde ve imlada anlamlı da burda sanki değil; hangi nokta cümlenin sonu, hangisi cümlenin bir öncesi kaçırdım bazen... bende şöyle anlam bulmuş olsun: nasıl hangi anın son olacağını bilemezsek ölüme dek (belki ölümden sonrasının da hangi aşamsının son olacağnı vs.?) hangi noktanın son bulduracağını bilemeyiz.. bilememeliyiz. alelade bir noktanın sonlandıracağından emin olunmamalı cümleyi ya da bir kelimeyi yalnız.... nokta neden virgül değildir ki? neden olmasın ki ayrıca?
tamam tamam susuyorm.. sıçtın, eylül. .

Eylül 02, 2013

I.
ağır işleyen zaman ağır...
kalbe sancı faslında zaman evet!
mantık aynı açısında...
bir yandan hayat verip
bir yandan hayat öldürür bazen!

II.
kafada birleşen anların sinir faslı...
kelimeler nasıl kısır?
yersiz yurtsuz bir nefes
yakalamaya çalıştığım.
sıçtığımın dar odacıklarında huzur
kapıdan düştü...
bir uçurumun uçu-rum-larına….
damdan düştü pat! umut
darma dağın.
aşkı tekme tokat
gönder indiği bacadan evet!
yeterince kalbe dar duvar.
bacadan düştü aşk...
uçu-rum-un karanlıklarına.
bir soğuk kapıdan bacadan...
cesaret buz tuttu
dona-durdu kelimeler...
dilden sen düştü….!
ne kadar süre daha normal bir cümle kuramayacağımı merak ediyordum doğrusu…; bu en iyi zombi filmidir heralde: sıcak kalpler…. bay R'nin iç sesini sevdim…
ve meraba eylül…; bu ay benim doğum günüm… doğdum mu öldüm mü bilemiyorum doğrusu!

Ağustos 31, 2013

yağmur…  her zamanki telaşında.. ve her zamanki huzurunda….
yağmur!
hadi sıkıysa kalbimden de söküp al ne varsa… ne duruyorsun ki akıp gidip.… önüne katıp gidip ne… ne gidiyorsun ki!


Ağustos 30, 2013

ey yar!

ey yar gelmeyi düşünmez misin?
apansız..
belki bütün gecelerdir
yollarında olan gözlerimi dahi şaşırtarak..

bir ahım kalır mı sende bendeki binlercesinden?
..ve yüz binlercesinden bir gün
gözlerini bana çok görmez misin?

ciğerim yandı feryadımdan..
sigaramda tütmez misin?

gül ki geçtiğin her yola boynun büker..
alamaz kendini çehrenden.
ben nasıl geçerim..
ben serden geçmeden bir kez bana gülmez misin?

devir devran mekan bilmez oldum
bana diyar olsan..
yüzünü göğsüme sürmez misin?

aşıklar nasıl aşık idi zati bilemezdim
aşktan da geçtim bana yaşamı bilmez misin?
uyku gözlerimde fazla görgülü misafirdi… varlığının kısalığını makbul görüp uykusuzluğa bırakan…. ve kırık yıl hatırı kalırdı gözlerine bir değimin evet… şimdi bilmiyorum dahi kaç kez içtim gözlerinin kahvesinden… üzerime kalan hatır borcunun haddi hesabı yok…. yokluğunu makbul görüp yok olmaya gitmeseydin eğer ömrüm kırkar yıllık hizmetinde idi çoktan….

Ağustos 29, 2013

Kelimeler bir gelip bir geçiyor doğrusu… cesaretimi o kadar mı kaybettim!? Kelimeler… gelip geçip… delip geçip kalbimi…. 

Öylece çaresizliğe bırakılmakta parmaklarım… kaleme yığılıp bırakılmakta yüreğim… yerinden sökülüp….

'martılar'ın en çok şurasını sevdim: Gözlerinden güneş çaldım… hep sana uyandım.

Ağustos 28, 2013

ne büyük yokluk kaldın ellerimde
ellerim yüzüme kapaklı..
saçların yok...

kokunla uyuduğum her an
kokunu duymayı umduğum
nice anlara kıyaslı...

ne büyük mutluluk varmış öyle
bütün yokluklar içinde..
sonumuzla son buldu.
mutluluk
yoklukta kaldı

kalk git diyorum
düşlerim peşi sıra...
faili meçhul kalsın aşkın
son buse bu..
sevgili dudaklarında saklı.


yokluğa alışmak iki sebepten ötürü kötü; yokluğa alışmak boşluğun ta kendisi ve yokluğun boşluğunda, ölmek bile anlamsız.. 'ölmek' kelime olarak neden şu sıra dilime dolandı bilmiyorum da... o denli depresif eğilimler içinde değilim'dir; içinde bulunduğum çemberin bir adım dışından bir bakıştır bu.. ziyadesiyle duruma sinir beslemek vardı oradan; çemberin dışı açısından.
evet herkesin acısı sevgisi kadar.... bütün gün bir yoklukla konuşmak deli işi... içinde bulunduğum, deli müsellesi!
düşününce çok anlamsız... bütün anlamların kilit noktası mı olmuş sevgi? hep öyle miymiş ki...?
sesin ne kadar soğuk, ne kadar uzak bir bilsen... en uzaktan bile bu denli üşütmedi.. hiç aklım ermedi, doğrusu aklıma gelmezdi de... ne mesafelere rağmen sıcak bir yuvamızmış iki kelam bir gülüşmek.. böyle işte; düşünüp durduğum düşün-dur'mece.... aklım bi'hayli benden uzak...

Ağustos 27, 2013

şimdi bi sigara yakmak var…  yada başını yastığa gömmek.. beyni daha oksijensiz kılmak daha mı iyi gelir? yok uykum kaçırılmamalı… şimdi gözkapaklarına yıkılıp uyumak var.. şimdi gözleri var asıl… gülünce daha büyük gülen… şimdi kolları var evim kadar huzur… şimdi kokusu… ya şimdi nefesi… ya şimdi elleri… dokunuşu…. ya da bırak şimdi... şimdi ölmek var!
Üşüyorum biliyor musun?
bilebilir misin?
içimin ürperişini.
Kalp yangınları aşk içindir
kalp sancıları da…
Ve kalp acımalarımı
Bilebilir misin?
Başımın boşluğunu
gökyüzünde..
Bulutlarımın dağınıklığını,
gecemin karanlığında ay ışığımı
bilebilir misin?
Sesim nasıl ürperik..
Sesini beklerken nasıl soğuk..
ve nasıl kor, sesin
bilebilir misin?

Ben bilememişim.

Ağustos 24, 2013

Sarho?

neyim ne deglim bilmiyorum.. Evet biraz sarhosum çok mu? Özlüyorum çok mu? Deger mi sebepsiz azrılıga?
Sen simdi kacinci uykunda kimbilir.. Ben kacinci ölümümde. Kaçinci ölümlerdn ölüm beğenisim.. Çok oldu biliyorum... Bilmiyorum aslinda da neyse... Cok mu oldu bilmiyorum...?? evet soru işaretlerim var... Neyse diye geciştirişlerim var.. Kacinçı ölümlerden ölüm beğenişimdi sahi.. Sarhoş yazmayı sevdim. Kimin umrunda da sevdim işte kime ne!? Tek problem idrar problemi, durduğu gibi durmuyor evet! Hiçbir ölüm de begenmedim aslinda.. Bütün ölümler aynı sonuca gider sonuçta... Ölüme... Ne hikmettir ki ölmüyorum da.. Her güneşle güne doğmuyorum da... Nefes alıp yaşam sürkilasyonunu sürdürüyorum sadece.. Evet satırlar bir ileri bir geri... Sarhoşum... Yokluğun bir bas dönmesi biliyorum.. Yaziyorum öyle işte boş boş...

Ağustos 23, 2013

sobe!

kafama sokmaya çabaladığım yalnız bir şey var.. böyle olması gerekti! kabullenmek he… laf ebeliği kolay tabi… laf sobelemek de! kabullen… sobe! 



Ağustos 21, 2013

eh sulhi!

boktan bir kabusun girdabında gibiyim.. yok yok kabusum girdap değil... kabusumla ben bir girdabız. içe gömülmemek için mecalim mi? hiç sorma! veciz sözler'in sulhi'sine tutuna durmaktan başka ne çare....


ikinci perde

henüz yirmi dört saat olmadı.. gün içinde akıldan geçenler şimdi akla hücum etse kafa yedirtirdi emin ol…deli düşünler dolusuyum. ona da en son bir karışıklık bıraktım:


ayrıca; nihayetin vesikası başlığı altındaki satırlar saçmalıktır… zira kabullenmek durumu vuku bulur bazen; onsuz yaşayamadığını görüp, yaşayabileceğini anlarsın… hem yaşar hem ölürsündür sonucuna götürür. yani ayrılığı kabullenmek hiçbir sonuca götürmez… teori eksik; istisnalar aşikar. aslında en sağlıklı seçenek kabullenmektir… hazmı kolay bir lokmadır demiyorum yalnız ayakta tutar hiç yoktan.


[ biraz farklı bir açıya indirgersek inanç her anlamda her şey… inancını kaybedince ileriye adım adarken başın geride kalır. başın geride kalırsa adım, ileriye atılmış gibiden ileri gidemez. ne fenadır bi'şeyin gibisine maruz kalmak. yaşadığın aşk gibi bir şeyse hiçbir şeyin içinde olmuşsundur… ya da yediğin elma gibi bir şeyse mesela vah ki elmadan mahrumsun… oturur be mideye o, kalırsın öyle ki vah! olur.:) ]



içinde bir yerlerde yolların kesişeceğine dair bir kıvılcım varsa bu nereye götürür bilemedim.. bilememekle birlikte üzerine düşmekten de alamadım kendimi. misal; malum hanım evlenmiş bi de çocuk sahibi olmuş bi de parklara gelmiş… bıdı şehrinin bıdıbıdı kentinin bıdıbıdıbıdı parkı burası. ağaçlık falan huzurlu bir ortam. malum hanım banka oturmuş bir göz ucu çocuğunun üzerinde... havada güneş yüzünü göstermeye nazlı, bulutların ardında kah görünüp kah kaybolma yarışında.. nerden yolum düştüyse, ben kalender yürüyorum tam o esnada… tam da ordan.. bir de ne göreyim yıllarla yüzü iyiden iyiye oturmuş haliyle malum hanım… yalnız hep akla hükmetmiş gözleri ele veriyor kendini….. hehh höddüdü böddüüdü bi'şey…. akıldan geçerken anlıktı... bir resim gibi geçti de gözümün önünden teferruatlar can sıktı afedersin… teferruatlar değil de esasen şimdi yazıya dökmek can sıktı… ayrıntıları ne hoş yoksa bir ben bilirim. bunu da: