Aralık 08, 2016

korku

Senle aramızda bulunan bu kadar uzak, sen o kadar uzaktayken bu kadar uzak gelmiyordu. 
Oysa şimdi baş ucumdasın. Elimi uzatmaya korktuğum bir uzaklık bu. Fark ettin mi? 
Aklımı yokluğunla çeliştirirsem tekrar bu kadar inanamam belki. Korkuyorum bundan. Senden bu kadar uzakta olmaktan korkuyorum. Konusu sen olan her cümlemden korkuyorum. Tüm hücrelerim seninle konuşurken senin benimle konuşmandan korkuyorum. İyiden iyiye aklı yitirmemek için biraz korkmak gerekti, ben de korktum.
Asıl bir gün, korkmamaktan korkuyorum.
Şimdi ellerimi açtım, yaklaşık iki yıl üç ay yirmi altı gün belki sekiz saat önce ellerime düşen ellerin yine ellerime düşsün istedim. Ellerin ellerime düşsün isterken yazın penceresinden düşürdüğü son bahardan kalma bir yaprak gibi soğuk bir ter döktüm şakağımdan. An durdu. Bir kez sağ şakağımdan süzülürken bir haziran günü sonrası, tebessümünle elini şakağımla buluşturan bir haziran büyüsü daha olmasını diledim içimden. Gözlerinde gördüğümün büyüsünden korktum haziranın, bu aralık kışında. 
Sana uzaklığımı ölçmek içi uydurduğum bu zaman o kadar uzak değil.
Hayallerine konu olan düz bir arazide dağların yükseklerinde mi, yoksa suyu ağır akar yorgun mu bilmem çayının kıyısında mı evin? Hatırlamıyorum. Yoksa biz bunu hiç konuşmadık mı? Bilmiyorum. Bilmemekten korkmuyorum. Senden bende olan en çok şeydir bilmemek. Bilmemek sana olan yakınlığımdır. O kadar uzak olduğunu bilsem kim bilir nasıl korkardım sensizlikten. 

Hiç yorum yok: